AİHM’İN M.D/İSPANYA KARARININ TÜRKİYE’Yİ İLGİLENDİREN YÖNÜ

312

 

AİHM’İN M.D/İSPANYA KARARININ TÜRKİYE’Yİ İLGİLENDİREN YÖNÜ

1. Genel Olarak

AİHM’in bugün İspanya aleyhine verdiği ihlal kararı Türkiye’yi de yakından ilgilendirmektedir ve benzer bir ihlalin Türkiye aleyhine de çıkması beklenmektedir. Zira binlerce yargıç ve savcılar da “sosyal çevre bilgisi” ve benzeri fişleme bilgileriyle ihraç edilmiştir. [1]

2. Başvuruya Konu Olay

Başvuru, Katalan bölgesinde görev yapan 20 hakimin Şubat 2014 tarihinde, Katalanların Anayasa ve uluslararası hukuk çerçevesinde ayrılma hakkı olduğunu savunan bir bildiriye imza atmaları sonrasında La Razón isimli ulusal gazetenin haklarında kişisel bilgilerinin ve çalıştıkları mahkemelerin de ayrıntılarına yer verilerek bir haber yapılmasıyla ilgilidir. Başvurucu hakimler, haberi yapan gazeteye bu bilgilerin polis kayıtlarından sızdırılmış olduğu gerekçesiyle sızdıranların ortaya çıkarılması ve cezalandırılmaları için iç hukukta şikayetçi olmuşlardır. Başvurucu hakimlerin şikayetlerini değerlendiren Madrid Mahkemesi, başvurucularla ilgili kimlik ve görev yeri bilgilerinin basına sızdırılmasının suç teşkil ettiğini ancak failin tespitinin olanaksız olması dolayısıyla başvuruyu reddetmiştir. Başvurucular bu karara karşı istinaf itirazında bulunmuşlar, başvuruyu değerlendiren İstinaf mahkemesi, şikayetin etkin biçimde soruşturulmadığına karar vermiştir. İlk derece mahkemesi birtakım emniyet görevlilerinin ifadelerini almış, gerekli incelemeleri yaptıktan sonra “failin tespitindeki imkansızlık” nedeniyle dosyayı kapatmaya karar vermiştir. Başvurucular, olayın sorumlusunun Barselona Emniyet Müdürü olduğunu, bu kişi hakkında mahkemenin etkin soruşturma yürütmediğini ileri sürerek kararı temyiz etmişler, sonrasında ise Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak iç hukuk yollarını tüketmişlerdir.

Bu arada, Memurlar Sendikası, başvurucular hakkında bahsi geçen bildiriye imza atmalarından dolayı Hakimler Kuruluna şikayette bulunmuştur. Başvurucular hakkında herhangi bir disiplin cezasına hükmedilmemiştir. Bunun üzerine Sendika, Kurulun Daimi Komisyonuna itirazda bulunmuş, itiraz üzerine Komisyon, bildiriye imza atmanın “başvurucuların ifade özgürlüğü hakkının icrası kapsamında bir eylem olduğunu” belirterek itirazı reddetmiştir.

3. AİHM’in Olaya Yaklaşımı

Başvuranlar, özel hayata saygı, ifade özgürlüğü, adil yargılanma, haklarının ihlal edildiği iddiası ile başvuruyu AİHM’e taşımışlardır.

Başvuruyu değerlendiren AİHM, başvuranların özel hayata saygı haklarının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. Başvurucuların kimlik ve görev yeri bilgilerinin basına sızdırılması nedeniyle yürütülen soruşturmanın etkin olmadığına karar veren AİHM, “bir soruşturmanın etkin kabul edilebilmesi için, vakadaki olguları [eksiksiz biçimde] tespit edebilecek bir kapasite de yürütülmüş olmasının yanında sorumluların tespit edilerek cezalandırılmasına yol açacak bir etkinlikte olması gerekir” diyerek devletin AİHS m. 8’den kaynaklanan pozitif yükümlüğünü ihlal ettiğine karar vermiştir.

Karar, olması gerektiği gibi AİHM’in temel hak ve özgürlüklerin korunmasındaki hassasiyetini ortaya koyan yerleşik içtihatlarıyla uyumlu bir karardır.

Bu vakada, başvurucular hakimdir. İspanya’daki en hassas siyasi sorunlardan biri olan Katalan bölgesinin ayrılma talebiyle ilgili bir konuda tamamen politik bir açıklama mahiyetindeki bir bildiriye imza atmışlardır. Bunun karşılığında başlarına gelen kötü hadise ise kimlik bilgilerinin ve görev yeri bilgilerinin ulusal bir gazetede ifşa edilmesidir. Bu bilgilerin emniyetten sızdırıldığı düşünüldüğü için, başvurucular yetkililer hakkında soruşturma açılması ve sorumluların tespit edilerek cezalandırılmasını talep etmişlerdir. Bu talepleri, ulusal makamlar tarafından karşılanmamış, çünkü sorumlular ortaya çıkarılamamıştır. AİHM, ulusal makamlar tarafından yürütülen soruşturmaların yetersiz kaldığına hükmederek ihlal kararı vermiştir.

4. Kararın Türkiye’de Yapılan İhraçları İlgilendiren Yönü

Kararın Türkiye’yi ilgilendiren kısmı ise; binlerce hakim ve savcının, karara konu olaydan daha vahim şekilde kendilerine savunma hakkı dahi verilmeden fişlemelerle ihraç edilmeleridir. Ayrıca, nasıl İspanya’da suç işlediklerine veya suç işlemeye hazırlandıklarına dair herhangi bir belirti olmaksızın bir vatandaş hakkında polis raporu düzenlenmesine ilişkin olarak ulusal mevzuatta herhangi bir hüküm yoksa, 20802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nda da HS(Y)K’ya yargı mensuplarıyla ilgili bilgi toplama yetkisi veren bir düzenleme yoktur. Bu nedenle, başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere HS(Y)K ve diğer yargı mercileri, yapılan fişlemelere “sosyal çevre bilgisi” ve benzeri isimlendirmelerle kararlarında yer vererek meşrulaştırmaya çalışmışlardır.

5. Fişlemeler ve Hakim-Savcı İhraçları

Fişlemeyle ilgili en somut delilleri hakim ve savcılarında görmek mümkündür. Zira HSYK’nın meslekten çıkarma gerekçesi olarak; ilgililerin özlük dosyalarındaki bilgileri, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, mahallinde yapılan araştırmalar, emniyet güçlerinin düzenlediği istihbari raporlar, sosyal çevre bilgileri ve şifreli haberleşme programındaki yazışmalar gösterilmiştir. Gerekçede yer verilen bu hususlar göstermektedir ki, bir hâkim kararı olmaksızın hem güvenlik güçleri hem de başka kişiler tarafından meslekten çıkarılan yargı mensupları hakkında sistematik veri toplanmış ve depolanmıştır. Başka bir ifadeyle, fişlemeye dayalı ve istihbari raporlarla yargı mensuplarının özel ve aile hayatları ve kimlerle arkadaşlık ettikleri rızaları olmaksızın gizlice araştırılmış, meslektaşlarından dünya görüşleri hakkında bilgi edinilmiş ve kendileri ve aileleri bunun aksini ispat için fırsat verilmeksizin belli bir kalıbın içine sokularak tek taraflı ve yanlı bir belirlemeye tabi tutulmuştur.

Yine, her yaptığı açıklamayla “devirmedik çam bırakmayan” eski HSYK Başkan vekili Mehmet Yılmaz, yapılan fişlemelerin “canlı şahidi ve vücut bulmuş” halidir. Zira bir gecede bu kadar çok sayıda hâkim-savcıyı nasıl açığa aldıklarıyla ilgili yapılan eleştirilere; “15 Temmuz darbe gecesinin sabahında HSYK 2. Dairesi olarak 2740 hâkim ve savcıyı açığa aldık. Ancak bir gecede hazırlanmış bir liste değil, 3 yıldır üzerinde çalışıyorduk” şeklinde cevap vermiş;[2]

– 30/7/2016’da yaptığı açıklamada; “…17 arkadaşımız buradaki genel sekreterlerimiz, tetkik hâkimlerimiz, müfettişlerimiz ve mahallinden bize bilgi ve belge aktaran savcılarımızla birlikte, en idealini, en adilini ortaya çıkarmaya çalışıyoruz”;[3]

– 22/9/2016’da yaptığı açıklamada; “…biz dış dünyaya yansıyan eylemi olan hakim-savcılarla ilgili gereğini yaptık. MİT TIR’ları soruşturmasında savcılarla ilgili kovuşturma izni verdik ve Yargıtay’da dava açıldı ama henüz mahkûmiyet çıkmamıştı. Biz de çalışmalarımızı devam ettirip örgütle iltisaklı olanları saptadık”;[4]

– 21/11/2016’da yaptığı açıklamada; “bizim genel ispat aracımız tanık anlatımlarıydı. Tanıklarımızın tamamı da hâkim-savcılardan oluşuyor. İllerdeki başsavcılar, ağır ceza mahkemesi başkanları ve hâkimlerin tanıklığından oluşan bir listeydi bu örgüt listesi. Genel Kurulumuz, 35 kişilik tetkik hâkimi ve müfettişlerden oluşan bir heyet oluşturmuştur. Bütün delilleri önce bu arkadaşlar elden geçiriyorlar”;[5]

– 05/5/2017’de 107 hakim-savcının ihracının ardından yatığı açıklamada; “bu, listeler halinde yapılan son ihraç. Bundan sonra itiraflarla yeni isimler geldikçe bizden sonraki Kurul da durumu değerlendirecektir ama var olan liste üzerindeki çalışmalar sona erdi. Üzerinde çalıştığımız bir liste kalmadı”;[6]

– 09/10/2016’da yaptığı açıklamada da, ihraç ettikleri kişilerle ilgili; “içki içiyordu, modern hanımdı, mini etek giyiyordu, Atatürkçü düşüncelere sahipti, ülkücüydü” gibi beyanlarda bulunulduğunu ve bunların kendilerini çok şaşırttığını belirterek, ihraç kararlarının fişlemeye dayalı ve yargı mensuplarının özel yaşamlarıyla ilgili olduğunu açıkça ortaya koymuştur.[7]

Bitmedi!, oluşturulan listenin fişlemeye dayalı olduğunun bir diğer göstergesi, o dönem HSYK 2. Dairesi üyesi olan Muharrem Özkaya’nın, Adalet Bakanlığı eski Müsteşarı Birol Erdem ile ilgili soruşturma nedeniyle Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a, Adalet Bakanı’na ve soruşturmayı yürütenlere yazdığı söylenen ve basına yansıyan mektuptur. Bu mektupta; “Birol Erdem, Yargıtay, Danıştay ve yüksek mahkemelerdeki FETÖ’cü listesini hazırladı. İdari yargıda tasfiyesi yapılan 456 FETÖ’cü ismin tespit çalışmasını yine Birol Erdem yapmıştır” denilmiştir.[8]

Benzer şekilde, o dönem HSYK Başkanvekili olan Metin Yandırmaz 06/3/2016’da yaptığı açıklamada; “5 bine yakın ismin paralel örgütün yargı ayağına yakın veya içinde olduğu tespiti yapıldığını ve hakkında FETÖ örgütü üyesi oldukları iddiasıyla soruşturma açılacak hâkim-savcı sayısının Teftiş Kurulu’ndan gelecek raporlar ışığında artabileceğini” söylemiştir.[9]

Aynı şekilde, 15 Temmuzdan iki ay önce yayımlanan bir köşe yazısında; “Adalet Bakanlığı uzun süredir yaptığı hazırlığı tamamladı. Önümüzdeki günlerde FETÖ’nün yargı ayağına karşı büyük bir operasyon gündemde. MİT’in uzun süreli titiz çalışması ile belirlenen FETÖ’ya mensup yüzlerce yargı mensubu sadece meslekten ihraç edilmeyecek aynı zamanda bazıları casusluk ithamı ile yargı önüne çıkarılacak. Konuştuğum Adalet Bakanlığı yetkilisine göre Yargıtay ile Danıştay yeniden yapılandırılıyor. Buna göre yeni yapılanmada eski üyelerin pek çoğu görevine devam edemeyecek, bazıları ise örgüt üyeliği suçu ile sanık olacak. Dinlediğime göre HSYK’dan iki üye, casusluk suçu ile hakim önüne çıkacak. Keza açılacak örgüt davası ile Anayasa Mahkemesi’nde üye olan bazı isimler soruşturmaya dahil edilecek” denilmiştir.[10]

Başkanvekillerinin açıklamaları, HSYK üyesinin mektubu ve basında çıkan haberler, ihraç listesinde yer alan kişilerle ilgili yıllardır hukuka aykırı şekilde sistematik fişleme yapıldığının ve TCK’nın 134 ve devamı maddeleriyle birlikte 77. maddesinde düzenlenen insanlığa karşı suçların işlendiğinin alenen en üst merciler tarafından itirafı ve ilgililerin özel hayat ve aile yaşamı haklarının ihlalinin en önemli göstergesidir.

Sonuç

AİHM’in İspanya kararında yer verdiği hususlar ve yukarıda yapılan açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’de ihraç edilen hakim ve savcılarla ilgili ihlalin boyutu daha fazladır. AİHM’den beklenen, aynı duyarlılığı Türkiye’den yapılacak başvurularda da göstermesidir. Zira İspanya’da, olması gerektiği gibi, hakimlerle ilgili her hangi bir disiplin cezası dahi uygulanmazken, Türkiye de binlerce hakim ve savcı fişlemelerle ihraç edilmiş ve hatta tutuklanmıştır.

DİPNOTLAR:

[1] https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-218034

[2] https://t24.com.tr/haber/hsyk-2-daire-baskani-elimizdeki-feto-listesi-bir-gecede-yapilmadi-3-yildir-calisiyorduk,360895   

[3] https://www.yeniakit.com.tr/haber/yargiyi-fetoden-temizleyecegiz-197952.html  

[4] https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/hsyk-ihraclarin-neden-darbeyi-bekledigini-acikladi-604177

[5] https://www.sabah.com.tr/video/turkiye/hsyk-baskanvekili-mehmet-yilmazdan-carpici-aciklamalar  

[6] https://www.cnnturk.com/turkiye/son-dakika-107-hakim-ve-savci-hakkinda-gozalti-karari ;

[7] https://www.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/407454.aspx 

[8] https://www.karar.com/yazarlar/elif-cakir/yargi-camiasinin-vicdanini-rahatsiz-eden-gozalti-4235

[9] https://www.hurriyet.com.tr/gundem/5-bin-hakim-savci-tespit-ettik-40064585

[10]  https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/yuzlerce-fetocu-yargidan-kovuluyor-14233