YARGININ VATANDAŞA KURDUĞU KUMPAS; BYLOCK!

635

YARGININ VATANDAŞA KURDUĞU KUMPAS; BYLOCK!

 

1. Genel Olarak

CMK’nın 134. maddesi gereğince yürütülmekte olan bir “adli soruşturma” kapsamında verilen “arama ve elkoyma kararı” üzerine ele geçirilmesi gereken Bylock, tamamıyla 134. maddeye aykırı olarak ve istihbari yollarla ele geçirilmiştir.  Ancak, Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Ceza Genel Kurulu ve Anayasa Mahkemesi (AYM) ittifakla Bylock ile ilgili hukuki sürecin, verilerin ele geçirilmesinden 11 ay sonra “imaj” alınmasına ilişkin Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğinin 09/12/2016 tarihli kararıyla başladığını söylemişler ve bu karardan önce veriler üzerinde MİT’in yaptığı çalışmaları görmezden gelmişlerdir. Ancak, bu tespitin hukuksuz ve temelsiz olduğunu bizzat kendileri itiraf ettikleri gibi; MİT, HSY, HSYK üyeleri, ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bu durumu doğrulamıştır.

2. Yargıtay 16. Ceza Dairesi; Bylock ile İlgili süreç 09/12/2016’da Başlamıştır

MİT’in aylarca üzerinde çalıştığı içinde Bylock verilerinin bulunduğu dijital materyal 12/9/2016 tarihinde Ankara C. Başsavcılığına teslim edilmiştir. Başsavcılık Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden söz konusu (dijital) materyal üzerinde CMK’nın 134. maddesi gereğince inceleme, kopyalama, çözümleme işlemi yapılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur. İlgili yazıda; anılan madde gereğince bir adet Sony marka HD-B1 model, üzerinde bBW3DEK69121056 seri numaralı ve ön yüzünde 1173d7a09195cf0274ce24f0d69ede96 yazılı harddisk ve bir adet Kingston marka data traveler, uç kısmında DTIG4/8GB 04570-700.A00LF5V 0S7455704 yazılı flash bellek üzerinde inceleme yapılmasına, iki adet kopya çıkarılmasına ve kopya üzerindeki kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilmesi istenmiş, aynı gün 4. Sulh Ceza Hakimliği talebi kabul etmiştir.[1]

16. Ceza Dairesi, Bylock ile ilgili kararında; MİT tarafından yasal olarak elde edildiği kabul edilen dijital materyaller Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildikten sonra adli sürecin başlatıldığı ve CMK 134.maddeye göre dijital materyaller üzerinde Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğinden “inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararı alınıp uygulandığı” nı söylemiştir.[2]

3. Yargıtay 16. Ceza Dairesi; MİT ve HSYK Adli Süreçten Önce Sanıkların Bylock Bilgilerini ve Yazışma İçeriklerini Göndermiştir

Bylock ile ilgili adli sürecin 09/12/2016 tarihli sulh ceza hakimliği kararıyla başladığını kabul eden 16. Ceza Dairesi, Bylock’u delil kabul etmenin heyecanıyla olsa gerek, aynı kararın “Deliller” kısmının 25 ve 26. paragraflarında şu hususlara yer vermiştir;

25-Sanıklar M.. Ö.. ve M.. B..’in ByLock kullanıcısı olduklarına dair Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 02/11/2016 tarihli yazısı,

26-Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının 07/11/2016 tarihli, sanıklar M.. B.. ve M.. Ö..’in ByLock kullanıcısı olduklarına dair bilgi notu,

Söz konusu bilgi notunda, ByLock sistemi ile ilgili olarak sistemin mahiyeti örgütsel ya da kazanç amaçlı bir yazılım olup olmadığı, sistemin yazılım, kurulum ve kimler tarafından kullanıldığı, sisteme girmenin kural ve yöntemleri, üçüncü şahıslar tarafından sisteme girilme ve kullanma imkanının bulunup bulunmadığı hususunda teknik ve etraflıca bilgi verilmiş,

-Sanıklar M.. Ö.. ve M.. B.. ile ilgili olarak;

—M.. Ö..’in sistemde kaldığı 17/08/2014 ila 20/02/2015 tarihleri arasında 21 farklı günde sisteme 405 kez giriş yaptığı,

—M.. B..’in ise sistemde kaldığı 21/09/2014 ila 20/11/2014 tarihleri arasında 19 farklı günde sisteme 459 kez giriş yaptığı, bildirilmiş;

-Ayrıca rapor ekinde, Dairemizde görülmekte olan bu davadaki yargılamada takip edilecek yol, yöntem, hakimin reddi için uygun ortam hazırlama, dosyayı genişleterek yargılama sürecini uzatma hususlarında A.. Sivri adlı kişinin dosyada sanıkların müdafileri olan Av. C..S.. ile Av. Ö.. D..’ya taktik verdiğine ve yol gösterdiğine dair, yine Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Komiserliği, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi nezdinde yapılabilecek olanlar ve yapılanlar ile ilgili olarak ByLock mesaj içeriklerine yer verildiği görülmüştür.”

Eğer Bylock ile ilgili süreç dediği gibi 09/12/2016’da başladıysa, nasıl olmuştur da HSYK 02/11/2016 ve MİT’de 07/11/2016’da sanıkların Bylock kullanıcısı olduklarını bildirmiş ve Bylock mesaj içeriklerine ulaşabilmişledir? Cezai bir soruşturma kapsamında elde edilebilecek bu bilgilere idari bir kurum olan HSYK ve istihbari bir kurum olan MİT yargı sürecinden önce nasıl ulaşabilmiştir?

4. Ceza Genel Kurulu; Sulh Ceza Hakimliğinin “İmaj” Alma Kararı, Geçmişe Dönük Aramadır!

Bylock ile ilgili verilmiş bir arama kararı olmadığını çok iyi bilen Ceza Genel Kurulu, daha önce emsali görülmedik şekilde ve arama kararının geçmişe değil, geleceğe etkili sonuç doğurmasına rağmen, 09/12/2016 tarihli sulh ceza hakimliğinin Bylock verilerinin ele geçirilmesinden 11 ay sonra verdiği “imaj” almaya ilişkin kararının “geçmişe dönük arama” olduğunu söylemiştir. Oysa ki, bir dijital materyalin imajının alınabilmesi için önce usulüne uygun şekilde verilmiş bir arama kararı olması ve bu karara istinaden yapılan arama neticesinde dijital materyalin ele geçirilmesi gerekir. Bylock verileri ise istihbari yöntemlerle ve hackerlik yoluyla ele geçirildiği için haliyle bu konuda verilmiş bir arama kararı yoktur. Arama kararı olmadığını bilen Ceza Genel Kurulu, Bylock’u hukuka uygun delil kabul edebilmek için “geçmişe dönük arama” gibi CMK’da olmayan ve olması da mümkün bulunmayan bir kavram uydurmuştur![3]

5. Bylock’un Hukuka Aykırılığının İtirafı; Bylock Kronoloji Raporu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 20/12/2018 tarihli kararında ise “Bylock Kronoloji Raporu” isimli bilgi notuna yer vererek, Bylock ile ilgili çalışmaların 09/12/2016 tarihinde değil, bu tarihten çok daha önce yapılıp bitirildiği ve üzerinde her türlü inceleme yapılıp orijinalliğini kaybeden veriler üzerinden imaj alındığı ortaya konulmuştur. Şöyle ki, kararda;[4]

“Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca bilgilendirme amacıyla Yargıtay Ceza Genel Kuruluna sunulan Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Daire Başkanlığının 11.12.2018 tarihli ByLock Kronoloji Raporunda,

– MİT tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına kurulan bilgisayarda yer alan ByLock verilerinin 29.11.2016 tarihinde KOM görevlilerince imajı alınarak KOM Daire Başkanlığına gönderildiği,

– Bu verilerin incelenerek adli soruşturma ve kovuşturmalarda kullanılabilmesi için rapor hazırlanması amacıyla 01.12.2016 tarihinde KOM, Terörle Mücadele (TEM), İstihbarat ve Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlıklarınca görevlendirilen personelden oluşan çalışma grubu kurulduğu ve 02.12.2016 tarihinde verilerin incelenmeye başlandığı,

– Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla ByLock sunucusuna ait 9 IP adresine bağlanan abonelere ilişkin 129.862 satırlık “ByLock abone listesi” ve MİT tarafından hazırlanan 88 sayfalık “MİT teknik raporu”nun 16.12.2016 tarihinde KOM Daire Başkanlığınca teslim alındığı”  ifadelerine yer verilmiştir.

Bylock kronoloji raporundan da anlaşılacağı üzere, Bylock’la ilgili dijital materyalden; imaj alma kararından önce KOM görevlilerince zaten imaj alınmış, veriler incelenmiş ve imaj alınması için 4. Sulh Ceza Hâkimliğince verilen karar üzerine de bu karardan önce oluşturulan Bylock abone listesi 16/12/2016 tarihinde KOM Daire Başkanlığına teslim edilmiştir. Ayrıca, Yargıtay 16. Ceza Dairesi ve Ceza Gene Kurulu kararlarında, Bylock bilgilerinin 09/12/2016 tarihinde Başsavcılığa teslim edildiği ve bu tarihte adli sürecin başladığı belirtilse de, aslında Bylock bilgileri de daha önce Başsavcılığa teslim edilmiştir.

6. Anayasa Mahkemesi; Süreç Verilerin Tesliminden Sonra CMK’ya Göre Yürütülmüştür. Ya Öncesi?

AYM ise bu konuda açık vermemeye gayret etmiş ve satır aralarına yerleştirdiği ifadelerle Bylock’u aklamaya çalışmıştır. AYM’ye göre 09/12/2016’dan önce MİT veriler üzerinde hiç çalışmamıştır ve yaptığı tek şey “istihbari” yollarla ele geçirdiği verileri savcılığa teslim etmektir.

Ayrıca, adli ve adli kolluk görevi olmayan MİT’in elde ettiği materyalin içinde suç unsuru bulunup bulunmadığını incelemesinde de bir sakınca yoktur! Yine AYM’ye göre, SCH kararı aynı zamanda olmayan “arama” kararına da ilişkindir! MİT’in verileri “tesliminden itibaren” soruşturma işlemleri CMK’ya göre yürütülmüştür. Teslimden önceki sürecin bir önemi olmadığı gibi veriler üzerinde çalışıldığına ilişkin de bir iddia ve durum zaten yoktur! Dolayısıyla dikkate alınması gereken tarih 09/12/2016 ve sonrasıdır!

AYM, bu “hinliği” yaparken 4. SCH kararının tarihini bilerek hiç yazmamıştır. Bunun sebebi, kararı okuyanların ve özellikle AİHM’in; “verilmiş bir hakim kararı var ve her şey usule uygun” demesini sağlamaktır.[5]

7. Anayasa Mahkemesi; Verileri Teslim Eden MİT, Abone Listesini Güncelleyerek Tekrar Savcılığa Göndermiştir

Bylock’u nasıl aklayacağını ve ne uyduracağını şaşıran AYM’de açıklar vermiştir. Onlardan biri, yine karar tarihini vermediği Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 24/3/2017 tarihli kararıdır.[6] AYM, konuyla ilgili şunları söylemiştir; MİT tarafından detaylı çalışma yapılarak güncellenen abone listesinin yeni hâli tekrar Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Başsavcılığın talebi üzerine Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğince MİT tarafından gönderilen data traveler G4 marka, DTİG4/8GB 04570-760B00LF 5V 0S 7575458 seri numaralı TAİWAN ibaresi bulunan dijital materyal üzerinde 5271 sayılı Kanun’un 134. maddesi gereğince inceleme yapılmasına, kopya çıkarılmasına (imaj alma) ve bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilmiştir.” [7]

AYM, Ferhat Kararının 133. paragrafında; “…kendi görev alanındaki bir konuyla (terörle mücadele) bağlantılı ve bir yasal temele dayalı olarak öğrenilen somut bir verinin yetkili adli makamlara bildirilmesinden ibaret olan bu eylemin bir istihbarat organı olan MİT tarafından adli kolluk faaliyeti yürütüldüğü şeklinde yorumlanması mümkün değildir” demek suretiyle, MİT’in adli kolluk yetki ve görevinin olmadığını söylemiştir. Eğer MİT’in adli kolluk yetkisi yoksa ve elindeki verileri 09/12/2016’da teslim etmişse, 2937 sayılı Kanun’un 4/son maddesi gereğince istihbari görev dışında (adli kolluk gibi) başka bir görev verilmesi yasak olan MİT; acaba hangi yetkiye dayanarak ve savcılığa TESLİM ETMEDİĞİ hangi veriler üzerinde detaylı çalışma yaparak abone listelerini güncelleyip TEKRAR savcılığa göndermiştir?

Bylock verilerinin elde edilişini ve teslimini adli kolluk faaliyeti kabul etmeyen AYM; acaba verilerin tesliminden sonra adli kolluğun yapması gereken abone listelerinin güncellenmesi işini de MİT’in yapmasını nasıl hukuka uygun görmüştür?

8. 2015’te İstihbari Bilgiler Yargılamada Kullanılamaz Diyen AYM, 2020’de İstihbari Yollarla Elde Edilen Bylock Hukuka Uygun Kabul Etmiştir

30/12/2015’te MİT Kanunu’nun bazı maddelerinin iptaliyle ilgili açılan davada; 2937 s. Kanun’un EK-1. maddesi gereğince casusluk suçları DIŞINDA (ör. örgüt üyeliği) MİT’teki bilgi ve belgelerin İSTENEMEYECEĞİNİ, zira MİT’in elde ettiği bilgilerin kesin olmadığını ve adli işlemlerin tesisinde esas ALINAMAYACAĞINI söyleyen AYM; [8]  acaba ne olmuştur da, MİT’e ele geçirdiği verilerin içinde suç unsuru bulunup bulunmadığına bakma ya da savcılığa teslim etmediği veriler üzerinde tekrar çalışıp abone listelerini güncelleme yani, adli kolluk yetkisi vermiştir?

9. Anayasa Mahkemesi; Bylock Verileri Üzerinde İnceleme/Araştırma Yapılmıştır ve Her şey Usulüne Uygundur!

AYM’ye göre, yargı mercilerince SCH kararına istinaden “yetkili kolluk birimleri” marifetiyle Bylock verileri üzerinde inceleme/araştırma yapılmış ve soruşturma işlemleri buna uygun şekilde yürütülmüştür.[9] AYM’nin ”baltayı taşa vurduğu” nokta işte tam da burasıdır! Zira AYM’nin tüm oyununu bozan, Ankara savcılığının Bylock’la ilgili aldırdığı bilirkişi raporudur. Bu rapora göre; savcılığa tesliminden önce aylarca Bylock verileri üzerinde çalışılmış, hatta veriler işlenerek abone listesi oluşturulmuş ve hatta şifrelenen bu listelerle ilgili bilirkişilerin inceleme yapmamaları söylenmiştir. Rapora göre “verilerin yapısı bozuktur” ve yargılamada kullanılabilmesi mümkün değildir.[10] Balyoz’da harf ve rakam hatası nedeniyle ihlal kararı  veren AYM,[11] acaba ne olmuştur da yapısının bozuk olduğuna dair bilirkişi raporu bulunan Bylock’ta hiçbir sorun görmemiş ve “pirüpak” muamelesi yapmıştır?

Aslında AYM’nin Ferhat Kara kararı ve savcılığın aldırdığı bilirkişi raporu, verilerin savcılığa tesliminden önce ve sonra “abone listelerinin” bizzat MİT tarafından oluşturulduğunun ispatıdır. Yani Bylock’la ilgili hiçbir süreç CMK’ya uygun yapılmamıştır. Bu listelere kimlerin eklenip çıkarıldığı belli değildir. Her türlü manipülasyona açık ve sürekli güncellenen  listeler adeta “rejimin sopası” haline gelmiştir. Listeye eklenen bir kişinin kendisini kurtarabilmesi neredeyse imkansızdır!

10. HSYK, Sulh Ceza Hakimliği Kararından Aylar Önce Bylock İçeriklerini Bilmektedir

Kumpası deşifre eden sadece mahkemeler de değildir. Verdiği kararlarla HS(Y)K ve beyanlarıyla üyeleridir. Zira HSYK, 24/8/2016’da hakim-savcıları ihraç gerekçesi olarak da; “haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar” demek suretiyle, Bylock bilgi ve verilerinin aylar öncesinden ellerinde olduğunu ikrar etmiştir.

11. HSYK Başkan Vekili; Elimizde Bylock Kullanıcı Listeleri Var

Gelelim, kahramanlık edalarıyla açıklama yapıp Bylock’u çöpe atan HSYK üyelerine! Bunların başında hiç şüphesiz, yaptığı açıklamalarla kırmadık pot bırakmayan eski HSYK Başkan vekili Mehmet Yılmaz gelmektedir. M. Yılmaz 05/10/2016’da yaptığı açıklama da; Bylock örgütün iletişim yazılımı ve bizim en güçlü delilimiz. Bylock’un örgüt elemanları dışında başkaları tarafından kullanılabilen bir program olmadığı net. Bylock çalışmaları da devam ediyor. Elimize gelen listede daha önce ihraç ettiğimiz bin hakimin bylock kullandığı sonradan tespit edildi. Bu programı kullandığını bilmeden, diğer delillerle ihraç etmişiz bu kişileri. Bylock kullandığı belirlenenler arasında Danıştay, Yargıtay üyeleri de var, eski HSYK üyesi de var. İhraç edilen 5 HSYK üyesi arasında da Bylock kullanıcısı bulunuyor. Eski kurul üyelerinden Nesibe Özer, Ahmet Kaya, Kerim Tosun’un da çıktı. Ergenekon hakimlerinden de bylock kullananlar olduğu belirlendi” demiştir.[12] Yılmaz, bu açıklamayı meşhur sulh ceza hakimliği karından 2 ay önce yapmış; sayı da vererek ellerinde liste olduğunu ve kimlerin Bylock kullandığını bildiklerini itiraf ettiği gibi çalışmaların devam ettiğini de eklemeyi unutmamıştır. Eğer Bylock’la ilgili süreç bu açıklamadan 2 ay sonra başladıysa, “devam eden çalışmalar” neyin çalışmasıdır? Ayrıca, 21/11/2016’da bir televizyon kanalına verdiği röportajda da itiraflarına devam etmiştir.[13] 

12. Özkaya; 10 Temmuz 2016’da Bylock Listeleri Kurumlara İletildi

Bir diğer kahraman! da, yine o dönem HSYK üyesi olup sonradan Danıştay üyesi yapılan Muharrem Özkaya’dır. Katıldığı bir TV programında, Bylock önceden ele geçirilip isim listelerinin Temmuz’un 10’u gibi (2016), yani meşhur sulh ceza hakimliği kararından 5 ay önce ilgili yerlerle paylaşıldığını söyleyerek, farkına varmadan “bir çuval inciri berbat” etmiştir. Yaptığı açıklama ile MİT’in 06/4/2017’deki açıklamasını da doğrulamıştır.[14]

Sonuç

Yaptığımız bu açıklamalar, Bylock’un sadece CMK’nın 134. maddesine aykırılığıyla ilgilidir. Bylock bunun dışında bir çok kanun, yönetmelik ve uluslararası sözleşmeye de aykırıdır. Sonuç olarak Bylock, hukuka aykırı delildir ve yargılamada kullanılabilmesi mümkün değildir.

 

DİPNOTLAR:

[1] Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğinin 09/12/2016 T., 2016/6774 D.iş

[2] Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24/4/2017 T., 2015/3 E., 2017/3 K.

[3] “…Bu nitelikte ağır suçlar işleyen silahlı terör örgütü ile ilgili yürütülen adli soruşturma ve kovuşturmalarda, MİT’in yasal yetkisi çerçevesinde temin ettiği ByLock veri tabanı üzerinde CMK’nun 134. maddesi gereğince geçmişe dönük olarak uygulanan arama tedbirinin; “demokratik bir ülkede gereklilik” ve “orantılılık” ilkelerine uygun olduğu kuşkusuzdur.” Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 26/9/2017 T., 2017/956 E., 2017/370 K.

[4] Yargıtay Ceza Genel Kurulu 20/12/2018 T., 2018/16-419 E., 2018/661 K.

[5] “133. MİT 2937 sayılı Kanun’un 4. ve 6. maddeleri kapsamındaki görevlerini yerine getirirken rastladığı FETÖ/PDY’ye ilişkin bir veriyi adli makamlara/soruşturma mercilerine (Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına) iletmiştir. Kendi görev alanındaki bir konuyla (terörle mücadele) bağlantılı ve bir yasal temele dayalı olarak öğrenilen somut bir verinin yetkili adli makamlara bildirilmesinden ibaret olan bu eylemin bir istihbarat organı olan MİT tarafından adli kolluk faaliyeti yürütüldüğü şeklinde yorumlanması mümkün değildir. Bu bağlamda MİT’in delil toplama amacına yönelik bir çalışmanın sonucunda değil FETÖ/PDY’nin millî güvenlik üzerinde tehlike oluşturduğunun başta MGK olmak üzere kamu makamları tarafından değerlendirildiği bir dönemde bu yapılanmanın faaliyetlerinin tespiti için yürüttüğü istihbari çalışmalarda söz konusu dijital materyallere rastladığı anlaşılmaktadır.

134. Bununla birlikte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına soyut ve genel nitelikte olan, duyuma dayalı istihbari bilgilerin değil FETÖ/PDY’nin üye ve yöneticilerinin gizli iletişim aracı olduğu değerlendirilen bir uygulamaya ilişkin dijital verilerin teslim edildiği göz ardı edilmemelidir. MİT’in görevi kapsamındaki bir çalışması esnasında rast geldiği dijital materyalleri, içeriğinde suça konu olguların bulunup bulunmadığının incelenmesi -bu bağlamda maddi gerçeğe ulaşılması- için ilgili adli makamlara/soruşturma mercilerine iletmesi -sadece teslim eden kurumun niteliğinden dolayı- o verileri hukuka aykırı kılmaz.

135. Adli makamların kendisine teslim edilen verileri test etme; dijital materyallerle ilgili olarak onların gerçekliği veya güvenilirliğine ilişkin gerekli araştırma, inceleme ve değerlendirmede bulunma yetkisi her zaman bulunmaktadır. Nitekim adli makamlar söz konusu veriler kendilerine teslim edildikten sonra -dijital verilerde arama ve inceleme yapılmasına dair- ilgili usul kanununda yer alan kurallar çerçevesinde ve gerekli olan koruma tedbirine yönelik görevli hâkimlikler tarafından verilen kararlar doğrultusunda yetkili kolluk birimleri marifetiyle veriler üzerinde inceleme ve araştırmalar yaparak soruşturma işlemlerini yürütmüş; bu çerçevede ilgili diğer kurum ve kuruluşlardan da gerekli görülen bilgi, belge ve deliller temin edilmiştir. Ayrıca savunma tarafı da -adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri doğrultusunda- bu dijital materyallerin gerçekliğine veya doğruluğuna itiraz etme ve bunların kullanılmasına karşı çıkma imkânına her zaman sahiptir.

139. ByLock sunucusuna ilişkin dijital materyallerin ve bu materyallere ilişkin olarak düzenlenen teknik raporun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmesi üzerine bu aşamadan itibaren soruşturma işlemleri 5271 sayılı Kanun’a göre yürütülmüştür. Bu kapsamda söz konusu dijital materyaller üzerinde 5271 sayılı Kanun’un 134. maddesine göre inceleme, kopyalama ve çözümleme işlemi yapılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden talepte bulunulmuştur. Anılan talep üzerine Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliği “dijital materyaller üzerinde inceleme yapılması, kopya çıkarılması ve kopya üzerinde bilirkişi incelemesi yapıl[masına]”karar vermiştir.” Anayasa Mahkemesinin Ferhat Kara Kararı, B. No: 2018/15231, 04/6/2020.

[6] Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 24/3/2017 T., 2017/2056 D.İş.

[7] Anayasa Mahkemesinin Ferhat Kara Kararı, B. No: 2018/15231, 04/6/2020, P.33.

[8] “204. Diğer ülkelerdeki istihbarat teşkilatlarında olduğu gibi MİT’in de elde ettiği istihbarat bilgilerinin önemli bir kısmı doğası gereği kesin olmayan, bu nedenle adli işlemlerin tesisinde esas alınamayan ve delil değeri taşımayan bilgilerden oluşmaktadır. Ancak adli işlemlerin tesisinde esas alınamayan bu bilgiler, millî güvenlik siyasetinin belirlenmesinde ve önleyici güvenlik önlemlerinin alınması ile karşı istihbarat faaliyetlerinin organize edilmesinde önemli faydalar sağlayabilmekte ve doğası gereği bu bilgilerin gizliliğinin sağlanması gerekmektedir.

205. Dava konusu kuralla MİT’in uhdesinde bulunan istihbari bilgilerin kural olarak adli mercilerce istenemeyeceği düzenlenerek maddi gerçeğin ortaya çıkarılması yönünde herhangi bir katkısı olmayacak, ancak aleniyet kazanması halinde istihbarat faaliyetlerini aksatabilecek bilgilerin gizliliğinin muhafaza edilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır.

206. Kuralla bu şekilde bir taraftan adli mercilerce MİT uhdesindeki istihbari nitelikteki bilgi, belge, veri ve kayıtlar ile yapılan analizlerin istenmesi sınırlandırılırken, öbür taraftan bu sınırlamanın MİT’in esas çalışma alanına ilişkin suçlarla ilgili olan ve MİT dışında başka bir kurum veya kuruluşta bulunmayacak bilgiler yönünden (TCK’nın İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, Yedinci Bölümünde yer alan suçlar) uygulanmayacağı düzenlenmiş, böylece maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına katkı sunabilecek bilgiler yönünden bir sınırlama yapılmasına izin verilmemiştir.” Anayasa Mahkemesi’nin 30/12/2015 T., 2014/122 E, 2015/123 K.

[9] “135. Adli makamların kendisine teslim edilen verileri test etme; dijital materyallerle ilgili olarak onların gerçekliği veya güvenilirliğine ilişkin gerekli araştırma, inceleme ve değerlendirmede bulunma yetkisi her zaman bulunmaktadır. Nitekim adli makamlar söz konusu veriler kendilerine teslim edildikten sonra -dijital verilerde arama ve inceleme yapılmasına dair- ilgili usul kanununda yer alan kurallar çerçevesinde ve gerekli olan koruma tedbirine yönelik görevli hâkimlikler tarafından verilen kararlar doğrultusunda yetkili kolluk birimleri marifetiyle veriler üzerinde inceleme ve araştırmalar yaparak soruşturma işlemlerini yürütmüş; bu çerçevede ilgili diğer kurum ve kuruluşlardan da gerekli görülen bilgi, belge ve deliller temin edilmiştir. Ayrıca savunma tarafı da -adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri doğrultusunda- bu dijital materyallerin gerçekliğine veya doğruluğuna itiraz etme ve bunların kullanılmasına karşı çıkma imkânına her zaman sahiptir.” Anayasa Mahkemesinin Ferhat Kara Kararı, B. No: 2018/15231, 04/6/2020.

[10] Bilirkişi raporu için bkz.; https://www.drgokhangunes.com/wp-content/uploads/2021/09/ANKARA-CBS-BILIRKISI-RAPORU.pdf, s.24-25-39.

[11] 60. Somut başvuruda, İlk Derece Mahkemesinin hükme esas aldığı, bir gazeteci tarafından Cumhuriyet Savcılığına teslim edilen 11, 16 ve 17 nolu CD’ler ile Gölcük Donanma Komutanlığında bulunan 5 nolu harddisk ve Eskişehir’de bir sanığın evinde bulunan flash bellekte yer alan ve başvurucuların Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten Men Etmek suçuna teşebbüs ettiklerini ispatladığı kabul edilen dijital dokümanların güvenilirliğine ilişkin iddialar ileri sürülmüş, savunmalarda bulunulmuştur. İlk Derece Mahkemesi bu çelişkilerin varlığını kabul etmiş, bir kısım zaman çelişkilerinin dava konusu belgelerin sanıklarca güncellenmiş olması nedeniyle oluşmuş olabileceği ihtimaline, bir kısmının bizzat sanıklarca daha sonra yargılanma ihtimallerine karşın bilinçli olarak oluşturulmuş olabileceği ihtimaline dayandırmış ve bu tür belgelerin mahkûmiyet kararının dayandığı belgeler olmadığı, sayıca fazla olmadığı ve kararın sonucunu etkileyecek nitelikte olmadıklarını belirtmiştir. Buna karşın, Amerikan Forensic Labratory isimli firmanın bilirkişi raporu örneğinde olduğu gibi davanın esasını etkileyecek bazı savunma delillerine ise gerekçeli kararda hiç değinilmemiş, bazı raporlara neden itibar edilmediğine ilişkin bir açıklamaya da yer verilmemiştir.

61.Savunmaların dayanağını oluşturan ve dijital verilerin güvenilirliğine ilişkin ciddi kuşkular uyanmasına neden olan bilirkişi raporları ve uzman mütalaaları gözetildiğinde, önemli ölçüde, dijital veri ve içeriklerine dayanan İlk Derece Mahkemesince verilen kararın gerekçesi, adalet gereksinimini giderecek ölçü ve nitelikte, yeterli ve makul olarak değerlendirilemez. Bu sebeple “gerekçeli karar hakkı” ihlal edilmiştir.”

[12] https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/hsyk-baskanvekili-yilmaz-bylock-orgutun-iletisim-yazilimi-ve-en-guclu-delilimiz/659079

[13] https://www.sabah.com.tr/video/turkiye/hsyk-baskanvekili-mehmet-yilmazdan-carpici-aciklamalar

[14] https://www.youtube.com/watch?v=UuVeMhQuPD4&t=925s