TERÖR SUÇLARINDA DÖNÜM NOKTASI; 16. CEZA DAİRESİNDEN SONRASI

1677

TERÖR SUÇLARINDA DÖNÜM NOKTASI; 16. CEZA DAİRESİNDEN SONRASI

Yeni Türkiye’ye! geçiş ve özellikle yargıyı ele geçime planı doğrultusunda, 2015 yılında Yargıtay’a yeni daireler kurulmuş ve yeni üyeler seçilmiştir. Terör suçlarına bakma görevi de yeni kurulan dairelerden 16. Ceza Dairesine verilmiştir. Bu dairenin tüm üyelerinin yeni seçilenlerden olması mı, bu kişilerin terör suçlarındaki bilgisizliği mi, yoksa planlı bir sürecin başlangıcı olması mı bilinmez ama bu daire, terör suçlarında farklı bir dönem başlatmış ve terör suçlarındaki yılların birikimi olan içtihatları hukuksuzca alt üst etmiştir.

Bu yazı da; 16. Ceza Dairesi’nin, örgütün adına veya sanığın kimliğine göre değiştirdiği, yanlı, yanlış ve hukuksuz uygulamalarından bazılarına yer verilmiştir.

  1. Terör Örgütü Üyeliği İçin Tek Taraflı İrade Yeterli Kabul Edilmiştir

Terör örgütü üyeliği suçunun maddi unsuru örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olmadır. Hiyerarşik yapıya dâhil olmak ancak iki taraflı iradenin birleşmesi ile mümkündür. Çünkü emir-komuta zincirine dâhil olmak için emir alma iradesini ortaya koyan failin yanında, ona emir vermeyi kabul edecek bir başka irade de bulunmalıdır.

Örgüte katılma iradesine sahip failin, örgüte kabul edilmediği sürece örgüt üyesi olamayacağı yargısal içtihatlarda sabittir. Örneğin, silahlı örgüte katılmaya karar veren fail, örgüt mensuplarıyla irtibata geçerek Edirne’den Hakkâri’ye gelse bile hiyerarşik yapıya kabul edilmediği sürece örgüt üyesi olamaz. Zira fail, henüz emir komuta zincirine girmemiştir. (1)

Yine, yerleşik içtihatlar gereğince sadece silahlı örgüt mensuplarıyla irtibat halinde olması kişiyi örgüt üyesi yapmaz. Örneğin, örgüte yardım eden kişi de örgüt mensuplarıyla irtibat halindedir. Ancak, bu durum kişinin örgüte katıldığını göstermez.(2) Zira örgütün emir komuta zincirine dahil olma isteği kabul edilen kişi örgüt üyesi olabilir.

Ancak, 16. Ceza Dairesi terör suçlarına bakmaya başladıktan sonra, tek taraflı iradeyle de örgüt üyeliği suçunun oluşabileceğini kabul etmiş ve şöyle demiştir; ““…örgüte üye olmak fiili bir katılma olup örgüte üye olmak için örgüt yöneticilerinin rızasının varlığına gerek yoktur, tek taraflı iradeyle bile örgüte katılmak mümkündür.” (3) Bu kabul, örgütün rızasına gerek olmadan örgüte üye olunabileceği, yani örgüt kurucu veya yöneticilerinin bilgisi ve isteği olmadan ve failin kendini örgüt üyesi görmesiyle suçun oluşabileceği anlamına gelir ki; bu, terör örgütünün dahi haberdar olmadığı pek çok üyesinin olması demektir. Oysaki bir örgütün bilgisi, denetimi ve kontrolünde olmayan kişilerin o örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olduğu söylenemez. Zira hiyerarşik yapı, emir komuta zinciridir ve örgütün varlığından dahi haberdar olmadığı bir kişi bu zincire dahil değildir.  

Bu içtihat değişikliği ile TCK’nın 220/5. maddesindeki; “örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır” hükmü birlikte değerlendirildiğinde; örgüt yöneticileri, varlığından dahi haberdar olmadıkları kişilerin işledikleri suçlardan da sorumlu tutulacaklardır. Ancak, örgütlü suçlar irade birlikteliğini gerektirir ve irade birliği içinde olmayan kişilerin birlikte hareket ettiklerinden söz edilemez. Nitekim 16. Ceza Dairesi, örgütlü suç anlayışıyla bağdaşmayan bu yanlış uygulamasından dönmek zorunda kalmıştır. (4)

16. Ceza Dairesi’nin yerleşik içtihatlara tamamen zıt kararlar vermesi, bu kararlarından bazen geri dönüp bazen ısrar etmesi bile örgüt ve terör suçlarına ne kadar yabancı olduğunun göstergesidir.

2. Propaganda Faaliyetlerinin Üyelik Suçunu Oluşturacağı Kabul Edilmiştir

Bir örgütün propagandasını yapmak, o örgüte sempatizanlığı gösteren bir eylemdir. Propagandanın az ya da çok sayıda yapılması örgütün hiyerarşik yapısına dahil olunduğu anlamına gelmez. Yine, tek tip faaliyet olan çok sayıdaki propaganda eylemlerinde çeşitlilik ve yoğunluk kriterleri de yoktur. Maddi nitelikteki tek tip faaliyetin birden fazla yapılması, örneğin kırsala birkaç kez yiyecek götürülmesi üyelik suçunu değil, yardım suçunu oluştururken; maddi nitelikte olmayan ve manevi destek kabul edilen propaganda faaliyetinin birden fazla yapılması hiçbir zaman üyelik suçunu oluşturmaz.

2015 yılına kadarki uygulama bu yönde olsa ve Leyla Zana kararı da dahil bu husus yerleşik uygulama halini alsa da, (5) terör suçlarına bakma görevi 16. Ceza Dairesine verildikten sonra bu Daire, dokuz ay içinde yirmi ayrı örgütün propagandasına dönüşen gösterilere katılan kişinin örgüt üyeliğinden cezalandırılması gerektiğini belirtmiştir. (6)

Örgüt mensubiyetine ilişkin suçlar (üye, yönetici, yardım, adına suç işleme) birbirine dönüşebilen suçlar olsalar da, propaganda bir örgüte mensubiyeti göstermediği için üyelik suçuna dönüşemez (7) ve sadece diğer örgütsel faaliyetleri destekleyici yan delil kabul edilebilir. Ancak 16 Ceza Dairesi, örgüte manevi destek niteliğindeki propaganda faaliyetlerinin bile üyelik suçunu oluşturacağını kabul etmiştir.

3. Manevi Yardımların Üyelik Suçunu Oluşturacağı Kabul Edilmiştir

Terör örgütlerine yapılan maddi desteklerin (yiyecek/giyecek/erzak/para verme), TCK’nın 220/7. maddesi yollamasıyla 314/2. madde kapsamında yardım suçunu; manevi nitelikteki destek ve yardımların da TMK’nın 7/2. maddesindeki örgütü propagandası suçunu oluşturur. (8)

Terör örgütlerine yapılan manevi destek ve yardımlar; örgütü veya amacını ya da mensuplarını övücü, örgütün toplum içinde benimsenmesini sağlayan her türlü beyan, yazı, açıklama, sosyal medya paylaşımı ve basın açıklaması gibi faaliyetlerdir. Bu tür faaliyetler, şartları varsa suç ve suçluyu övme veya terör örgütünün propagandasını yapma suçlarını oluşturur.

16. Ceza Dairesi PKK yargılamalarında aynı uygulamayı devam ettirirken, 15 Temmuz yargılamaları söz konusu olunca örgüte yapılacak manevi katkının da üyelik suçunu oluşturacağını kabul etmiştir. (9) Yine, PKK’nın kurucusuna tecrit uygulandığı iddiasıyla tutuklu ve hükümlüler tarafından gerçekleştirilen açlık grevine destek vermek amacıyla düzenlenen yasadışı gösterilere katılarak slogan atanların eylemi propaganda suçu kabul edilirken; 15 Temmuz yargılamalarında tutuklanan ve henüz suçlu oldukları dahi belli olmayan kişilere destek olanların veya destek için eylem yapanların eylemleri yardım suçu kabul edilmiştir. (10) Aynı şekilde Daire, zafer işareti yapmayı suç kabul etmezken, 15 Temmuz yargılamalarında zafer işareti yapmak veya üstü yazılı (yumruk yapmış el vs.) tişört giymeyi yardım suçu kabul etmiştir. (11)

4. Legal Basın Yayın Organlarındaki Faaliyetler Üyelik Kabul Edilmiştir

Yerleşik içtihatlarda; terör örgütlerinin güdümünde yayın yapan legal ya da illegal basın-yayın organlarını takip etmek veya yayınlarına katılmak (Roj TV), program yapmak ve konuşmak tek başına örgüt üyeliğine esas alınmamış, yayınların içeriğinde suç oluşturan bir husus varsa bu suçtan (örgüt propagandası, örgüt açıklaması yayınlamak ve suç ve suçluyu övme) sadece fail sorumlu tutulmuş ve bu tür faaliyetler uzun bir süre devam etse dahi üyelik olarak kabul edilmemiştir. (12)

16. Ceza Dairesi de, diğer terör örgütlerinde aynı uygulamayı devam ettirip; bir gazetenin dokuz ayrı nüshasında terör örgütünü destekleyici yazıların propaganda suçunu oluşturduğunu belirtmiştir (13). Ancak 15 Temmuz yargılamalarında, Gülen Hareketi ile irtibatlı olan ve yasal olarak faaliyet yürüten basın yayın kuruluşlarında çalışan, program yapan, yönetici olan veya bu kuruluşlarda konuşma yapıp yazı yazan kişiler örgüt üyeliği ya da örgüte yardımdan cezalandırılmışlardır. Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan ile ilgili verilen kararlar bunun en somut örneğidir.

5. Yasal ve Rutin Faaliyetler Üyelik Suçuna Esas Alınmıştır

Geçmiş uygulamalarda yasal olarak faaliyet yürüten bir sendika veya derneğe üye olmak ya da bu tür yasal kuruluşların faaliyetleri çerçevesinde yapılan ve meşru bir hakkın kullanılmasını gerektiren faaliyetler örgütsel kabul edilmediği gibi örgüt üyeliği veya örgüte yardım suçuna da esas alınmamıştır. (14) 

15 Temmuz yargılamalarında ise; yasal bir sendika veya derneğe üye olmak, bir gazeteye abone olmak, çocuğunu belirli bir okula göndermek veya bu okulda çalışmak, ankesörlü bir telefondan aranmak, Bylock kullanmak, barışçıl dini sohbetlere katılmak, bir bankada bankacılık faaliyetlerinde bulunmak, Bakanlar Kurulu tarafından kamuya yararlı dernek statüsü verilen bir derneğe yardımda bulunmak, SGK’lı olarak bir kurumda çalışmak gibi tamamıyla yasal ve terörle hiçbir ilgisi olmayan pek çok faaliyet örgüt üyeliği suçuna esas alınmıştır. (15)

6. Meşru Eylem Çağrılarına veya Kampanyalara Katılmak Üyelik Suçuna Esas Alınmıştır

Kampanyalar ve eylem çağrıları, terör örgütlerinin yürüttüğü örgütsel faaliyetlerdendir. Türkiye’de özellikle, imza kampanyası, kepenk kapatma kampanyası, serhildan türü sivil itaatsizlik eylem çağrıları yaygındır. Bunalar, örgüt üyeleri dışında tüm vatandaşların da katıldığı faaliyetlerdir. (16) 765 sayılı eski TCK döneminde silahlı çetenin kepenk kapatma çağrısına uyularak dükkânların kapatılması suç olarak kabul edilmemiş, kaymakamlıkça verilen dükkânların açılma emrine uyulmaması ise 526. madde kapsamında “kabahat” kabul edilmiştir. (17) Yani, bu tür kampanyalara “bizatihi katılmak” suç olarak görülmemiştir.

Ancak, 15 Temmuz yargılamalarında toplu olarak gerçekleştirilen yasal faaliyetlere sadece katılmak bile üyelik suçunun oluşumu için yeterli kabul edilmiştir. Örneğin, yasal bir bankaya (Bank Asya) para yatırılması şeklindeki bir kampanyaya katılmak veya yasal bir televizyon kanalını yayından kaldırdığı için bir yayın kuruluşunun (Dijitürk) aboneliğinden toplu olarak ayrılmak örgütsel kabul edilip üyelik suçuna esas alınmıştır. (18) Oysaki örgüt çağrısı ile yapılsa bile meşru bir hakkı kullanmak veya yasal bir eylem gerçekleştirmek örgütsel faaliyet kabul edilemez.

7. Tutuklu ve Hükümlülere İnsani veya Hukuki Yardımlar Suç Kabul Edilmiştir

Yerleşik içtihatlar gereğince, cezaevinde bulunan örgüt mensuplarına insani duygularla veya akrabalık ilişkilerinin gereği olarak yapılan yardımlar üyelik suçunu oluşturmaz. (19) Ancak, 15 Temmuz sonrası gerçekleştirilen cezaevi ziyaretleri, cezaevinde bulunan tutuklu ve hükümlü yakınlarına yapılan insani yardımlar ve hatta hakkında soruşturma/kovuşturma bulunan kişilere avukatların görevleri gereği yaptığı hukuki yardımlar dahi örgütsel faaliyet kabul edilip üyelik suçuna esas alınmıştır.

8. Örgütsel Toplantı ve Aidat Kavramları Yanlış Yorumlanmıştır

Örgütsel toplantılar her silahlı örgütte yapılan faaliyetlerdendir. Bütün silahlı örgütlerde ciddi bir siyasi eğitim aşaması vardır. Örgüt mensuplarındaki örgütsel bilinci geliştirmek ve sürekli zinde tutmak bu sayede olur. Sağ veya sol görüşlü, dini ya da Marksist-Leninist temelli tüm silahlı örgütlerde bu toplantılar önemli yer tutar. Bu toplantılarda, örgütün amacına ulaşması için yapılması gerekenler ve üyelere düşen vazifeler konuşulur. Kısaca, örgütsel toplantılar örgütün ve amacının açıkça konuşulduğu, değerlendirildiği ve örgüt bilincinin geliştirildiği toplantılardır.

Örgütsel ders olarak da adlandırılan bu toplantılar, nihai amacın ve örgüt ideolojisinin anlatıldığı yerlerdir ve bu mahiyette olmayan toplantılar örgütsel kabul edilmez. Bu nedenle, örgüt mensuplarının düzenlediği/katıldığı her toplantı örgütsel değildir ve sadece “örgütsel nitelikli” toplantı/ders üyelik suçuna esas alınabilir. (20)

Ancak, güncel yargılamalarda barışçıl dini toplantılar/sohbetler örgütsel kabul edilmiştir. Bu yargılamalarda; tanık, gizli tanık ve itirafçılar bile yapılan toplantı/sohbetlerde sadece Kuran ve dini kitap okunduğunu, namaz kılındığını ve dini sohbet yapıldığını söyleseler de, bu faaliyetler terör faaliyeti olarak değerlendirilmiştir. (21)  

Yine Terör örgütlerinin gelir kaynaklarından biri olan aidatlar, illegal alanda ve terör faaliyetlerinde kullanılan kayıt dışı paralardır. Bu paralar ile örgütün işleyeceği suçların finansmanı ve örgüte silah sağlanıp, kırsaldaki örgüt mensuplarının ihtiyaçları karşılanır. Ancak güncel yargılamalarda, tanık ve gizli tanık beyanlarıyla da sabit olduğu üzere, fakir öğrenci okutmak, kurban kestirmek, okul veya öğrenci yurdu inşa etmek gibi yasal ve hayır amaçlı toplanan ve hiçbir terör faaliyetinde kullanılmayan paralar örgütsel aidat olarak kabul edilmiştir.(22)

9. Bylock Kullanmak Örgüt Üyeliğine Esas Kabul Edilmiştir

Bylock’un hukuka aykırı delil olması bir yana, bu uygulama halka açık ve yasal bir sistemdir. Ancak, görüşme içeriği tespit edilmese de sadece bu iletişim sistemi kullanmak dahi hiyerarşik yapıya dahil olma olarak kabul edilmiştir. Zira Gülen hareketinin terör örgütü, görevleri gereği tahliye kararı vermek dışında başka bir eylemleri tespit edilmeyen iki hakimin de terör örgütü üyesi kabul edildiği ilk karar da (23) ve bu kararın onanmasına ilişkin Ceza Genel Kurulu kararında (24), sanıkların hiyerarşik yapıya dahil olduklarına ilişkin tek delil Bylock kullanmalarıdır.

16. Ceza Dairesince verilen kararda; sanıkların Bylock listelerinde isimlerinin bulunduğu, ancak mesaj içeriklerinin tespit edilemediği, sanık M.B.’in 19 farklı günde; sanık M.Ö.’in 21 farklı günde Bylock sistemine giriş yaptığının tespit edildiği belirtilmiş ve sadece bu gerekçeyle üyelik suçunun oluştuğu kabul edilmiştir.

Ceza Genel Kurulu kararında da; “…FÖTÖ/PDY” silahlı terör örgütü mensuplarının kullanımı için oluşturulmuş ve münhasıran bu terör örgütünün mensupları tarafından kullanıldığı bilinen ByLock iletişim sistemini kullanmak suretiyle örgütün hiyerarşik yapısına dahil oldukları ve böylelikle silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işledikleri anlaşılmaktadır” denilmiştir. Bu kararda; yasal tek bir faaliyet örgütsel olarak kabul edilmiş ve çeşitlilik, süreklilik, yoğunluk kriterleri de aranmadan üyelik suçundan hüküm kurulmuştur.

Oysa 16. Ceza Dairesi, Bylock ile ilgili başka bir kararında, tespit edilen Bylock yazışma içeriklerinin örgütsel nitelikte olmaması nedeniyle mahkumiyete esas alınamayacağını belirtmiştir. (25)

Bylock’la ilgili kararlarında kendisiyle de çelişen 16. Ceza Dairesi, ilk kararında yazışma içeriklerinin önemli olmadığını ve sadece bu sisteme dahil olmanın üyelik için yeterli olduğunu söylerken, ikinci kararında yazışma içeriklerinin önemli olduğunu ve eğer örgütsel nitelikte değilse üyelik suçunun oluşmayacağını söylemiştir. Bu durumda, üyelikten mahkum olan iki hakimin tespit edilemeyen yazışma içerikleri örgütsel nitelikte değilse, haklarında nasıl mahkumiyet hükmü kurulduğu sorusu cevapsız kalmıştır.

10. Sabit Hatlardan Aranmak Örgüt Üyeliğine Esas Kabul Edilmiştir

Yerleşik Yargıtay içtihatları gereğince; şüphelinin kiminle, ne zaman, nerede iletişim kurduğunu gösteren ve görüşme içerikleri belli olmayan iletişimin tespiti kayıtları basit şüphe oluşturan yardımcı delil niteliğinde olup kamu davası açılması için aranan yeterli şüphe ve mahkûmiyet için aranan kesin delil niteliğinde değilken ve bu kayıtların mutlaka somut delillerle desteklenmesi ve aleyhinde HTS kayıtlarından başka delil bulunmayan kişinin, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinden faydalanması gerekirken; (26) 16. Ceza Dairesi, Yönetmelikte öngörülen imha süresi geçmesine rağmen imha edilmeyip hukuka aykırı hale gelen, kimin aradığı ve içeriği belli olmayan HTS kayıtlarına dayanılarak örgüt üyeliği suçundan verilen cezayı onamıştır. (27)

Acaba, “ankesörle aranmak”, silahlı örgüt üyeliğinin “temsil edici” veya “kanıtlayıcı” delili olabilir mi? Elbette ki hayır. Zira arayan kişinin örgüt üyesi olup olmadığı ve görüşme içerikleri dahi henüz tespit edilememiştir. Bir örgütün bu yöntemi kullandığı kabul edilse bile, failin bu amaçla arandığına ilişkin şüphe giderilmemiştir. Ardışık veya periyodik arama gibi yeni kavramlar üretilerek ya da destekleyici/yan delil ardına sığınılarak da bu şüphe giderilemez.

Yine,”sanığın neden arandığına dair makul bir açıklama getirememesi”, “örgüt imamı tarafından arandığı” veya “örgütsel toplantıya çağrıldığı” gibi varsayımlar şüphe sebeplerini ortadan kaldırmayacağı gibi hiçbir destekleyici delil, “ankesörle aranmanın” bir kişinin bir örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğuna ilişkin şüpheyi de ortadan kaldıramaz. Maddi gerçeği bulma yükümlülüğü hakimlere aittir. Ne suçlu olduğunu ikrar eden sanık suçunu; ne de masum olduğunu iddia eden sanık masumiyetini ispat etmek zorunda değildir. Zira kural olan masumiyettir ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince, kesin nitelikte kanıtlanamayan veya şüpheli kalan her husus sanık lehine yorumlanmak zorundadır.

İçeriği tespit edilen tek bir görüşme kaydı bile terör örgütü üyeliğine delil olabilirken; kiminle, ne amaçla görüşüldüğü ve içeriği tespit edilemeyen yüzlerce kayıt, bir kişinin bir terör örgütüyle irtibatlı olduğunu göstermez. Kaldı ki, suçun oluşması için irtibat yeterli olmayıp, kişinin hiyerarşik yapıya dahil olduğunun ispatı gerekir.

Kısaca; ankesörle aranmanın silahlı örgütü üyeliği suçuna esas alınabilmesi için;

a. Görüşme kayıtlarının hukuka uygun (saklanma süresinde) elde edilmesi,

b. Görüşme içeriklerinin tespiti ve

c. Tespit edilen görüşme içeriklerinin, terör örgütünün nihai amacına (mevcut yargılamalarda darbeye teşebbüs) katkı sağlayan örgütsel faaliyetlere ilişkin olması gerekir. Aksi durumun kabulü, örgüt mensuplarının aralarındaki şahsi sohbetlerin veya aile üyeleriyle yaptıkları “periyodik ve ardışık” görüşmelerin dahi suç kabul edilmesi anlamına gelecektir.

Yukarıdaki ilkeleri güncel yargılamalara uyguladığımızda; görüşmelere ilişkin HTS kayıtları saklanması gerekenden daha fazla saklandığı için hukuka aykırı hale gelmiştir. Bu dosyalar da, hiç bir görüşme içeriği ve dolayısıyla tespit edilen hiç bir örgütsel nitelikli konuşma yoktur. Yani, ankesör soruşturmaları bir şüphe ve varsayım üzerine yürütülmekte ve maddi gerçek ortaya çıkarılmadan bir zan ile kişilere örgüt üyeliğinden ceza verilmektedir. Oysaki bu delillerle kişilere ceza verilebilmesi kesinlikle mümkün değildir. Zira şüphe sebepleri %100 giderilememiştir.

11. Savunma Hakkının Kullanılması Cezalandırılmıştır

Terör yargılamalarında, örgüt veya lideri lehine slogan atma, masaya vurma, alkışlama, hâkim, savcı, Devlet, Millet Anayasa gibi değerlere hakaret etme ve duruşmada soyunma gibi davranışların görülmesi mümkündür. Bu hareketler, bugüne kadar cezanın tayinine esas alınmamış ve 16. Ceza Dairesi de PKK yargılamalarında örgüt veya kurucusu lehine slogan atmayı savunma hakkı kapsamında değerlendirmiştir. (28)

Yine, yerleşik içtihatlar gereğince susma hakkı gibi inkâr da savunma yollarından biridir ve teşdide ya da takdiri indirim uygulanmamasına gerekçe yapılamaz. (29)

Güncel yargılamalarda ise; Fethullah Gülen veya hareketi lehine bırakın slogan atmayı, lehe söylenen en basit ifadeler ya da bu hareketin terör örgütü olmadığına veya terörist olunmadığına ilişkin hukuki savunmalar dahi savunma hakkı kapsamında kabul edilmemiş, bu ifadeler ya teşdit gerekçesi yapılmış ya da bunlar nedeniyle takdiri indirim uygulanmamıştır. 

Aynı şekilde, daha önce savunma hakkı kapsamında sanığın veya müdafisinin yüzlerce sayfalık savunmasını duruşmada uzun süre okuması “yargılamayı uzatmaya yönelik olumsuz davranış” olarak değerlendirilmezken; 16. Ceza Dairesi, güncel yargılamalarda “muhakeme hukukunun tanıdığı hakları kullanarak yargılamayı uzatmak” şeklinde bir gerekçeyle takdiri indirim uygulamamıştır. (30) Ancak, muhakeme hukukunun tanıdığı hakları sonuna kadar kullanmak savunma hakkının ayrılmaz bir parçasıdır.

Benzer şekilde, 16 Ceza Dairesi PKK yargılamalarında üyelik suçunda teşdit uygulanmasını veya yardım/adına suç işleme suçlarında az indirim yapılmasını bozma nedeni yaparken; (31) Gülen Hareketi mensuplarıyla ilgili yargılamalarda, teşdit uygulanmamasını eleştirmiş veya bozma nedeni yapmıştır. Yani, artı hiçbir suçu olmayan, sadece yasal ve rutin faaliyetlerde bulunan kişilere teşdit uygulanmasını istemiştir. (32)

12. Terör Örgütü Üyeliği ile Yöneticilik Arasındaki Sınır Değiştirilmiştir

Güncel yargılamalarda yönetici olmanın kapsamı çok genişletilmiş ve önceden örgüt üyesi kabul edilen kişiler bu yargılamalarda yönetici kabul edilmiştir. Şöyle ki; 5237 sayılı yeni TCK’da yer verilmese de, 765 sayılı eski TCK’nın 168. maddesinde yöneticiler ile üyeler arasında bir konumda olan ve örgütte nitelikli görev üstlenen “hususi bir vazifeyi haiz” kişilere yer verilmişti. Ancak, yeni TCK’nın yürürlüğe girmesiyle, eski TCK döneminde “hususi vazifeye haiz örgüt üyeliğinden” mahkûm olanlar “normal örgüt üyesi” kabul edilmiş ve buna göre uyarlama yargılamaları yapılmıştır. (33)

Önceki uygulamalarda, sağ görüşlü bir örgütün genel şurasına delege olarak katılıp, yasama şurasına katılacakların belirlenmesi için yapılan seçimde oy kullanan sanık yönetici değil, özel görevli üye kabul edilmiştir. (34) Yine PKK, Hizbullah, THKP/C (Dev-Sol) gibi terör örgütlerinde il, bölge, üniversite ve cami sorumluları, askeri kanadın eylem birliklerinin (tim, manga, bölük, tabur) komutanları ve merkez komitede görevli olanlar yönetici değil özel görevli üye veya hitap edilen mensup sayısına göre normal üye olarak kabul edilmiştir.(35)

Ancak, güncel yargılamalarda özel görevli niteliğinde olan üyeler yöneticilikten cezalandırılmıştır. Yani, özel görevli üyelerle ilgili 5237 sayılı TCK’da yer almayan hükümler, bu yargılamalarda tekrar getirilmiş ve il, ilçe, üniversite, ev sorumluları ile çok az sayıda kişiden sorumlu olduğu iddia edilen kişiler yönetici kabul edilmiştir. Kısaca; 765 sayılı Yasa döneminde özel görevli olan üyeler, 5237 sayılı Yasa döneminde yönetici yapılmış ve bunun sonucu olarak da tarihte görülmemiş şekilde çok sayıda yöneticisi olan bir terör örgütü yaratılmıştır.

13. Manevi Unsur Bir Karine Üzerinden Değerlendirilmiştir

Terör örgütü üyeliği suçu doğrudan kast ile işlenebilir ve suçun işlenmesinde dolaylı kast (TCK m.21/2) yeterli değildir. Başka bir deyişle, failin içinde bulunduğu yapının silahlı örgüt olabileceğini “öngörmesine” rağmen bu yapıya dahil olması halinde suç oluşmaz. . Legal bir örgütün mensubu olunduğuna dair esaslı hata kastı kaldırır. Yani, fail, bu yapının silahlı örgüt olduğunu kesin olarak bilmelidir.

Gülen Hareketinin ilk silahlı eylemi 15/7/2016 tarihli olaylar, bir terör örgütü olduğu da 26/9/2017 tarihinde kesinleşen yargı kararıyla kabul edilmiştir. Yine, bu hareketin nihai amacının gizli tutulduğu, kendi mensuplarından dahi gizlediği ve dini bir cemaat görüntüsünde olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle, hareket üyelerinden kimlerin anayasal düzeni değiştirmek için hareket ettiğinin tespit ve ispatı çok önem kazanmıştır.

15 Temmuz yargılamalarında manevi unsur değerlendirmesi bir karine üzerinden yürütülmektedir. Zira 16. Ceza Dairesi, “7 katlı piramit” şeklinde bir yapılanma kabul ederek piramidin 1. ve 2. katında bulunanların bu cemaatin silahlı örgüt olduğunu bilemeyebileceğini, 3, 4, 5, 6, 7. katlarda bulunan kişilerin ise bunu bilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Bu piramide göre manevi unsur değerlendirmesi yapan 16. Ceza Dairesi, amaç suçu yani darbe teşebbüsünü 6 ve 7. katlarda bulunanlarla ilgili “mutlaka bilir, 4 ve 5. katlarda bulunanlarla ilgili “kural olarak bilir, 1 ve 2. katlarda bulunanlarla ilgili de “bilmeyebilir” şeklinde bir ön kabul ve varsayımda bulunmuştur. Bu varsayımdan hareket eden Daire, TCK’nın 30. maddesindeki hata hükümlerinin yalnızca 1 ve 2. katlarda bulunanlar için düşünülebileceğini, 3, 4, 5, 6 ve 7. katlarda bulunanlar için değerlendirilmesinin gerekmediğini ve hatta 6 ve 7. katlarda bulunanlar için 30. maddenin uygulanmasının dahi mümkün olmadığını kabul etmiştir.

Oysa 16. Ceza Dairesi, manevi unsur değerlendirmesini sol örgütlerde farklı yapmıştır. Zira il emniyet müdürü olan ve uzun yıllar emniyet biriminde ve özellikle istihbaratta görev yapan sanığın, “telefonların dinleniyor” söyleyerek yardım ettiği kişinin örgüt üyeliği suçundan 7 yıl cezaevinde kaldığını ve aynı suçtan hakkında ikinci bir soruşturma başlatıldığını bilmesine ve hatta bu kişinin ilk sorgusunda hazır bulunmasına rağmen, doğrudan kastla hareket ettiğine dair yeterli delil olmadığını ve suçun manevi unsurunun oluşmadığı belirterek mahkumiyet kararını bozmuştur. (36)

Ancak, Gülen Hareketi mensubu olduğu iddia edilen ve 2015 yılı Nisan ayından beri tutuklu olan iki hakimin, bu hareketin bir terör örgütü olduğunu bildiklerini ve 15/7/2016’da gerçekleşen darbe teşebbüsünden haberdar olduklarını söylemiştir. Daire bu kararında şu varsayımsal ifadeler ile doğrudan kastın varlığını kabul etmiştir; “…örgüt pramidi içindeki konumları itibariyle “mahrem alan” kapsamında yer almaları ve meslekleri gözetildiğinde, örgütün nihai amacını, …bilmeleri beklenen sanıkların…”, “Sanıkların eğitim düzeyi, yaptıkları görev nedeniyle edindikleri bilgi, tecrübe ve örgütteki konumları itibariyle bu oluşumun bir silahlı terör örgütü olduğunu bilebilecek durumda oldukları…(37)

Yani, emniyet müdürüyle ilgili kararda “bilmeme ihtimalini” beraat gerekçesi yapan 16. Ceza Dairesi, hakimlerle ilgili kararda “bilme ihtimalini” mahkumiyet gerekçesi yapmış, ancak iki ihtimal arasında bir fark olmadığını görmezden gelmiştir. Daire, bir emniyet müdürü için silahlı örgüt üyesine yardım ettiğini “bilemeyebilir” derken; güncel yargılamalarda bir hakim, öğretmen, doktor, esnaf ve hatta ev hanımı için darbe teşebbüsünü “biliyordur” diyerek çifte standart uygulamıştır.

13. Usul Hükümleri Farklı Uygulanmıştır

16. Ceza Dairesi, muhakeme hukukuna ilişkin kuralları da güncel yargılamalarda görmezden gelmiştir. Örneğin, diğer terör örgütlerine ilişkin yargılamalarda Cumhuriyet savcısı veya ihtiyar heyetinden ya da komşulardan iki kişi olmadan yapılan aramayı ve bu aramada ele geçen delilleri hukuka aykırı kabul edip hükme esas alınamayacağını belirtirken, (38) güncel yargılamalarda, komşunun bulunmadığı ve sadece polisin yaptığı arama kararları hukuka uygun bulmuştur.

Yine, diğer yargılamalarda maddi delil ile desteklenmeyen ihbar tutanağına itibar edilmezken, (39) güncel yargılamalarda ihbar tutanakları en itibarlı delillerdendir.

Aynı şekilde, diğer örgütlerle ilgili yargılamalarda başka bir şehirde tutuklu olup duruşmalara gelebileceğini beyan eden hasta sanıklar tahliye edilip, kaçma şüphesini gösterir olguların bulunmaması da tahliyeye gerekçe yapılırken, (40) güncel yargılamalarda felçli, kanser, hastanede yatan ve duruşmalara gelemeyecek kadar hasta tutuklular tahliye edilmediği gibi kendisi gelip teslim olan ve hatta yurtdışından gelen kişiler kaçma şüphesini gösteren hiçbir olgu bulunmamasına rağmen tutuklanmakta ya da tahliye edilmemektedir.

Sonuç

Silahlı örgütlere ilişkin düzenleme 1926 yılından beri mevzuatta bulunmaktadır ve yaklaşık yüz yıllık bir uygulaması vardır. Terör suçlarındaki artış nedeniyle, 1973 yılında Yargıtay 9. Ceza Dairesi kurulmuş ve Daire müstakilen terör suçlarının temyiz incelemesiyle görevlendirilmiştir. Bu görevi 16. Ceza Dairesine devredene bazı eleştirilere maruz kalsa da, 16. Ceza Dairesi 5-6 yıllık süreçte 9. Ceza Dairesi’ne adeta rahmet okutmuştur.

Kanaatimizce, 16. Ceza Dairesinin güncel yargılamalarla ilgili verdiği en hukuksuz karar, Gülen Hareketini silahlı örgüt kabul ettiği kararıdır. Darbe girişimleri konusunda oldukça tecrübeli olan Türk yargısı, darbeci yapılanmaları hiçbir zaman terör örgütü olarak vasıflandırmazken; darbeci bir yapılanma olduğu iddia ve kabul edilen Gülen Hareketi terör örgütü kabul edilmiştir. Ancak, ne Kenan Evren ve arkadaşları ne Talat Aydemir ve arkadaşları ve ne de yakın geçmişteki balyoz davası terör örgütü veya terörist olarak yaftalanmamıştır.  

Bir an için Gülen Hareketi silahlı örgüt kabul edilse dahi; örgüt üyeliği suçunun maddi ve manevi unsuru ya da muhakeme hukukuna ilişkin kurallar bu hareket mensuplarının yargılamalarında yerleşik içtihatlara aykırı, hukuksuz ve öngörülemez şekilde uygulanmıştır.

DİPNOTLAR

  1. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 10/6/2008 T., 2007/9-270 E., 2008/164 K.; “…Sanığın kırsala gitme hazırlığı içinde yakalanmasının ötesinde örgütsel faaliyette bulunduğu ve örgüt üyesi olduğu hususunda cezalandırılmasına yeterli, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı kanıt elde edilemediğinden özel Daire bozma ilamına uyulması gerekmekle sanığın beraatine karar verilmelidir.” Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/10/1999 T., 1999/9-253 E., 1999/244 K.; Benzer kararlar için bkz.; Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 26/6/2009 T., 2009/5702 E., 2009/7463 K.; 06/4/2010 T., 2008/9178 E., 2010/3894 K. sayılı kararları.

  2. “…Sanığın sabit görülen hareketi, örgütün elemanlarını barındırıp, silahlarını saklamaktan ibaret kalmasına göre, TCK’nın 169’uncu maddesiyle ceza tayin olunmasında yasaya aykırı bir yön görülmemiştir. Maddede yazılı barınacak yer gösterme, yardım etme, erzak, vs. tedarik etme gibi hareketlerin gerçekleştirilebilmesi için failin, örgütün bazı mensupları ile şu ya da bu şekilde ilişkiye geçmiş olması, bu suçun yasal unsurunu teşkil edeceğinden, ayrıca o şahsın yardım ettiği örgüte girdiğini de göstermez. Askeri Yargıtay 2. Dairesi 11/7/1984 T., 265/313 K.

  3. “…Örgüte üye olmak fiili bir katılma olup örgüte üye olmak için örgüt yöneticilerinin rızasının varlığına gerek yoktur, tek taraflı iradeyle bile örgüte katılmak mümkündür.” Yargıtay 16. Ceza Dairesi 20/4/2015 T., 2015/1069 E., 2015/840 K.

  4. “…Tek taraflı irade beyanıyla örgüte üye olmak imkânı bulunmamaktadır. Örgüt yönetiminin açık ya da zımni bir kabulü olmalıdır. Örgüt yöneticilerinin, örgüt faaliyeti kapsamında işledikleri bütün suçlardan asli fail olarak sorumlu tutuldukları (TCK 220/5 md) bir sistemin, tek taraflı irade beyanı ile kendi içinde gizlilik, disiplin ve mutlak sadakat gibi zorunlu kuralları barındıran, dış dünyaya kapalı bir yapıya üye olunabileceğini de kabul etmesi beklenemez.” Yargıtay 16. Ceza Dairesi 05/7/2019 T., 2019/521 E., 2019/4769 K. 

  5. “…Dairemizin 24.01.2013 tarih 2010/12749-2013/1337 sayılı, 16.05.2013 tarih 2012/11301-2013/7759 sayılı ve 31.10.2013 tarih 2012/11455- 2012/13025 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, hiyerarşik yapıya dahil olma unsuru ortaya konulmadan sadece silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunun birden çok işlenmiş olmasına dayanılarak terör örgütünün doğrudan üyesi olma suçundan mahkumiyet hükmü kurulamayacağı gözetilmeden delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması…” Yargıtay 9. Ceza Dairesi 24/12/2013 T., 2012/10057 E., 2013/16583 K.; “…Sanığın silahlı terör örgütü ile organik bağ içinde olduğu, hiyerarşik yapı içinde faaliyette bulunduğu ve bu suretle örgüt üyesi olduğu yolunda dosyaya yansıyan bilgi ve belge bulunmadığı gibi terör örgütünün propagandasının birden fazla kez yapılmasının terör örgütü üyeliğini oluşturmayacağı,…” Yargıtay 9. Ceza Dairesi 16/5/2013 T., 2012/11301 E., 2013/7759 K.

  6. “…Sanığın dosya kapsamına göre, sübutu kabul edilen 13.01.2011 tarihinden  15.10.2011 tarihine kadar yirmi ayrı terör örgütünün propagandasına dönüşen gösterilere katılma eyleminin, örgüt faaliyetlerindeki süreklilik ve yoğunluğu itibariyle, silahlı terör örgütü üyeliği suçunu oluşturacağı gözetilmeden suç vasfının nitelendirmesinde yanılgıya düşülerek sanığın katıldığı eylemlerin terör örgütüne yardım suçunu oluşturduğunun kabulü ile yazılı şekilde hüküm tesisi…” Yargıtay 16. Ceza Dairesi 27/4/2015 T., 2015/1381 E., 2015/930 K.

  7. “…Sanık hakkında TCK un 168/2. maddesine uygun silahlı çetenin sair efradı olmak suçundan açılan kamu davasının 3713 sayılı Yasanın 7/2. maddesindeki (örgütle ilgili propaganda yapmak) suçuna dönüşmeyeceği ve bu suçtan dolayı da açılmış bir dava bulunmadığı gözetilmeden davaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması…” Yargıtay 9. Ceza Dairesi 20/9/1994 T., 1994/4213 E., 1994/4710 K.; “…Sanıklar hakkında 3713 sayılı Kanunun 7/2. maddesine aykırılık suçundan açılmış bir dava bulunmadığı, iddianamede örgüt üyeliği suçundan açılan dava nedeniyle sanıkların faaliyetlerinden bahsedilmiş olması anılan suçtan dava açılmış sayılmasını gerektirmediği gibi silahlı terör örgütüne üye olma suçunun 3713 sayılı Kanunun 7/2. maddesine aykırılık suçuna dönüşemeyeceği de gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması…” Yargıtay 9. Ceza Dairesi 18/01/2011 T., 2010/16139 E., 2011/127 K.

  8. “…3713 sayılı Yasanın 7/2. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nın 220/7. maddesinin unsurları benzerlik arz etmekte ve bir kısım fiiller her iki maddede de düzenlenmiş bulunmakta ise de, uygulamada benimsenen en ayırıcı ölçüt yardım fiillerinin maddi nitelikte bulunup bulunmamasıdır. Maddi nitelikteki yardım fiilleri suç tarihinde yürürlükte bulunan normlar dikkate alınmak suretiyle 5237 sayılı TCK’nın 220/7. maddesi kapsamında, maddi nitelikte olmayan fiiller ise 3713 sayılı Yasanın 7/2. maddesi kapsamında değerlendirilmelidir.” Yargıtay Ceza Genel Kurulu 12/02/2008 T., 2007/9-230 E., 2008/23 K.

  9. “…Örgüt üyesinin…, örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir.” Yargıtay 16. Ceza Dairesi 05/7/2019 T., 2019/521 E., 2019/4769 K. 

  10. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 01/4/2015 T., 2015/216 E., 2015/483 K; 13/4/2015 T., 2015/215 E., 2015/746 K.

  11. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 02/4/2015 T., 2015/112 E., 2015/527 K.

  12. “…Örgütün yayın organı niteliğindeki bu internet siteleri ile ayrıca örgütün sesi konumundaki Roj tv olay öncesinde sık sık yapmış olduğu yayınlarla ortamı germiş, halkın işe gitmemesini, kepenklerini kapatmasını, çocukların okula gitmemesini sağlamış, eylem çağrıları ve provaktif yayınlar sonucu ölen örgüt mensuplarının cenaze törenlerine katılan kişiler belirtilen eylemleri gerçekleştirmiş.” Yargıtay Ceza Genel Kurulu 04/3/2008 T., 2007/9-282 E., 2008/44 K. 

“…Bir derneğin il başkanı olan sanığın canlı yayınlanan Roj Tv haber bültenine bağlanarak yaptığı konuşma bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 26 ve Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin 10. maddelerinde öngörülen ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları ile de desteklenen ifade hürriyetinin kullanılması kapsamında kaldığı ve silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunu oluşturmayacağı gibi konuşmanın niteliği ile gerçekleştirildiği ortama göre suç işlemeye tahrik suçunu da oluşturmayacağı anlaşılmakla yüklenen suçtan beraati yerine, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi…” Yargıtay 9. Ceza Dairesi 21/3/2012 T., 2010/5039 E., 2012/3760 K.

”…Olay tarihinde yurtdışından ROJ TV adıyla uydu üzerinden yayın yapan televizyon kuruluşunun canlı yayınına telefonla katılan sanığın silahlı terör örgütünün  amacı ve kurucusu  Abdullah Öcalan’ın  görüş  ve düşüncelerinin  toplum içinde benimsenmesi, yayılması ve kökleşmesini telkin ve teşvik edecek şekilde yaptığı konuşmanın içeriği, sanığın konumu, hitap edilen kitle, yayımlanma amacı ile hitap edilen kitle tarafından algılanma biçimi de nazara alındığında, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında kabul edilemeyeceği, kullanılması kişiye görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlüklerin demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün sağlanması bakımından sınırlandırılabileceği ve eylemin 3713 sayılı Yasanın 7/2. maddesinde belirlenen silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunu oluşturacağı, sanığın hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi…” Yargıtay 9. Ceza Dairesi 04/02/2008 T., 2007/9370 E., 2008/617 K.

  1. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 14/5/2015 T., 2015/2735 E., 2015/1352 K.

  2. “…Yasal olarak kurulmuş bir sendika olan Tüm Yargı-Sen Üyesi sanıkların, sendika tüzüğünde de yer olan “çalışanların sosyal, mali özlük hakları ile çalışma koşullarının iyileştirilmesi” amacıyla, F tipi cezaevlerinin çalışanları olan infaz koruma memurları ve diğer sendika üyesi personelin muhtemel sorunlarının eleştirilmesi amacıyla oluşturulan platforma katılarak, bu platformun belirlediği yasal eylemlerde bulunmaktan ibaret faaliyetlerinde, TCK’nın 169. maddesinde tanımlanan herhangi örgüte yardım ve yataklık suçunun Yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden bu suçtan beraatları yerine, yazılı gerekçeyle mahkumiyetlerine karar verilmesi…” Yargıtay 9. Ceza Dairesi 07/3/2002 T., 2002/2894 E. 2002/437 K.

  3. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/04/2017 T., 2015/3E., 2017/3 K.; 11/12/2019 T., 2019/5786 E., 2019/7702 K; 20/12/2017 T., 2017/1862 E., 2017/5796 K.; 22/5/2019 T., 2018/2824 E., 2019/3730 K.

  4. “…Sanıkların “ben bir kürdistanlı olarak, kürdistanda sayın Abdullah Öcalan’ı bir siyasal irade olarak görüyor ve kabul ediyorum” ibarelerini içeren bildirileri imzalamaktan ibaret eylemlerinin suç teşkil etmeyeceğinin gözetilmemesi…” Yargıtay 9. Ceza Dairesi 13/5/2009 T., 2009/2603 E., 2009/5679 K.

  5. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 02/5/1994 T., 1994/2-105 E., 1994/131 K.

  6. “…Örgütle irtibatlı olduğu için kapatılmasına karar verilen Aktif-Sen isimli sendikaya üye olan ve örgüt liderinin talimatı doğrultusunda anılan örgütle irtibatlı Bank Asya’daki hesabına para yatıran sanığın faaliyetlerinin hükme esas alınması gerektiğinin gözetilmesinde zorunluluk bulunması…” Yargıtay 16. Ceza Dairesi 22/5/2019 T., 2018/2824 E., 2019/3730 K. 

  7. “…Öte yandan, sanığın salt insani duygularla ve akrabalık ilişkilerinin gereği olarak dayısının oğlu MA’ı cezaevinde zaman zaman 9 aya varan aralarla ziyaret edip çeşitli ihtiyaçlarını karşılaması da, cezaevindeki diğer örgüt mensuplarıyla ilişki içinde bulunduğunun kanıtı olarak kabul edilemez. Bu itibarla, 31 yaşında olup, sabıkası bulunmayan ve bir kısım yakınları kolluk görevlileri tarafından gözaltına alındıktan sonra kaçma olanağı bulunduğu halde kaçmayan ve evinin aranmasına da onay veren sanığın diğer kanıtlarla desteklenmeyen ve sonraki aşamalarda reddettiği kolluk anlatımının tek başına hüküm kurulmasına yeterli kanıt değeri bulunmadığı, bunun dışında sanığın örgüt üyesi olduğunu gösterir, bu suçtan cezalandırılmasına yeterli, kuşkudan arınmış kesin ve inandırıcı başkaca kanıt da bulunmadığı anlaşılmaktadır.”  Yargıtay Ceza Genel Kurulu 30/4/2002 T., 2002/9-102 E., 2002/236 K.

  8. “…Sanığın örgütsel nitelikli ders alma, ders verme, silahlı nöbet tutma, örgütün kitapevi sorumlusu olma gibi süreklilik ve çeşitlilik gösteren eylem ve faaliyetlerinin silahlı örgüt üyesi olma suçunu oluşturduğu ve sahte kimlikle yakalandığı 15.10.2004 tarihinin suç tarihi olduğu kabul edilerek   hukuki durumunun buna göre tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden suç vasfında ve tarihinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi…” Yargıtay 9. Ceza Dairesi 09/6/2008 T., 2007/9258 E., 2008/7446 K. 

  9. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2018 T., 2018/284 E., 2018/1217 K.

  10. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 28/02/2018 T., 2017/3716 E., 2018/633 K.

  11. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 T., 2015/3 E., 2017/3 K.

  12. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 T., 2017/16.MD-956 E., 2017/370 K.

  13. “…Yazışma içeriklerinin örgütsel nitelikte olmadığının anlaşılmasına rağmen hatalı değerlendirmeyle sanığın, örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının kabul edilerek yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi…” Yargıtay 16. Ceza Dairesi 25/6/2020 T., 2019/11650 E., 2020/3039 K. 

  14. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 03/07/2007 T., 2007/5.MD-23 E., 2007/167 K.; 22/01/2008 T.,  2008/3-25 E., 2008/3 K.; 9. Ceza Dairesi 01/3/2018 T., 2018/18 E., 2018/18 K.

  15. 16. Ceza Dairesi 11/12/2019 T., 2019/5786 E., 2019/7702 K.

  16. “…Sanıkların, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/207 esas sayılı dosyasında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan yargılamaları sırasında mahkumiyetlerine dair verilen hükümlerin tefhimi sonrasında, üyesi oldukları terör örgütünün kurucusu lehine slogan atmaları şeklindeki olayda, eylemin gerçekleştirildiği yer, koşullar ve muhatapları da nazara alındığında, savunma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve propaganda suçunu oluşturmayacağı gözetilmeden yüklenen suçtan beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi…” Yargıtay 16. Ceza Dairesi 06/5/2015 T., 2015/724 E., 2015/1240 K.; 16. Ceza Dairesinin benzer kararları için bkz.; 11/5/2015 T., 2015/327 E., 2015/1277 K.; 04/5/2015 T., 2015/1723 E., 2015/1081 K.; 16/6/2015 T., 2015/28 E., 2015/1857 K.

  17. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 09/6/1998 T., 8-163 E., 1998/216 K.; Yargıtay 4. Ceza Dairesi 05/5/1999 T., 1999/3904 E., 1999/4799 K.; Yargıtay 4. Ceza Dairesi 07/5/2002 T., 2002/6194 E., 2002/8056 K.; Yargıtay 4. Ceza Dairesi 10/4/2002 T., 2002/3896 E., 2002/6158 K.; Yargıtay 5. Ceza Dairesi 04/5/1993 T., 1993/1541 E., 1993/1918 K.

  18. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 T., 2015/3 E., 2017/3 K.

  19. “…Temel cezanın belirlenmesinde TCK’nın 61/1. maddesinde gösterilen ölçütler nazara alınmak suretiyle, TCK’nın 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde, suçun işleniş biçimi, işlendiği yer ve zaman, meydana gelen tehlikenin ağırlığı göz önünde bulundurularak alt ve üst sınırlar arasında adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun bir cezaya hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden her iki sanık hakkında temel cezanın belirlenmesinde alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle fazla ceza tayini…” Yargıtay 16. Ceza Dairesi 27/5/2015 T., 2015/4151 E., 2015/1602 K.

“…Oluşa ve dosya kapsamına göre, sanığın eylemine hukuki vasıf verilirken, Anayasanın 138/1. maddesi, 6352 sayılı Kanunun amaç, kapsam ve gerekçesi ile 5237 sayılı TCK’nın 3/1. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde, yardım eyleminin yoğunluğu, sürekliliği ve sonuca etkisi şeklindeki niteliklerinin hükme esas alınması gerekliliği karşısında, sanığın akrabası ve komşusu olan Memet Kurt’un talimatıyla, bu kişinin evine yerleşen silahlı terör örgütü mensuplarına, verilen talimat üzerine sadece yiyecek vermekten ve zaman zaman ihtiyaçlarını gidermeleri için kilitli olan kapıyı açmaktan ibaret eyleminde, hakkında tayin olunan cezadan TCK’nın 220. maddesinin 7. fıkrasının 2. cümlesinde yer alan düzenleme uyarınca makul ve hakkaniyete uygun bir oranda indirim yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde uygulama yapılmak suretiyle fazla ceza tayini…” Yargıtay 16. Ceza Dairesi 12/5/2015 T., 2015/1426 E., 2015/1292 K.; 16. Ceza Dairesinin benzer kararları için bkz: 25/5/2015 T., 2015/1831 E., 2015/1705 K.; 17/6/2015 T., 2015/1404 E., 2015/1868 K.; 13/5/2015 T., 2015/1512 E., 2015/1327 K.; 05/5/2015 T., 2015/1638 E., 2015/1147 K.

  1. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 16/6/2020 T., 2019/5527 E., 2020/2677 K.; 19/3/2019 T., 2018/2373 E., 2019/1888 K.

  2. “…Sanığın sübutu kabul edilen eylemlerinin niteliği ve örgüt üyelerini sevk ve idare ettiği kabul edilen alan itibarıyla silahlı terör örgütü yöneticisi olduğuna dair mahkumiyetine yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı ve 765 sayılı TCK’nın 168/1. maddesinde yer alan “hususi bir vazifeyi haiz olursa” şeklindeki düzenlemeye 5237 sayılı TCK’nın 314/1. maddesinde yer verilmediği de gözetildiğinde, eylemlerinin bir bütün halinde örgüt üyeliği suçunu oluşturduğu kanıtlanan sanık hakkında, eylemlerinin niteliği ve yoğunluğu ile orantılı olarak alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle TCK’nın 314/2. maddesi uyarınca mahkumiyet hükmü kurulması yerine …  yazılı şekilde hüküm kurulması…” Yargıtay 9. Ceza Dairesi 05/3/2013 T., 2012/10041 E., 2013/3402 K.

Dairemizin 02.10.2002 tarihli kararı ile onanmasına karar verilen mahkemenin 01.12.1998  tarihli kararında da belirtildiği üzere, hükümlüler FY ile Eİ’nin silahlı terör örgütünün amirliği ve hususi bir vazifeyi haiz üyesi oldukları, eylemlerin 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 314/2. maddesinde belirtilen silahlı terör örgütünün üyesi olma suçunu oluşturduğu, lehe yasa değerlendirmesinin buna göre yapılması gerekirken suç vasfında yanılgıya düşülerek” yazılı şekilde (5237 sy TCK 314/1.maddesi gereğince) hüküm kurulması nedeniyle uyarlama yargılaması sonucu kurulan hükmün bozulmasına karar verilmiştir.” Yargıtay 9. Ceza Dairesi 03/5/2011 T., 2010/16690 E., 2011/2694 K.

  1. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 14/5/2002 T., 2002/9-101 E., 2002/246 K.

  2. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 27/3/2001 T., 2001/9-34 E., 2001/45 K.; Yargıtay 9. Ceza Dairesi 11/11/1996 T., 1996/4894 E., 1996/6342 K.; 30/9/l993 T., 1993/32l6 E., 1993/3730 K.; 24/6/l999 T., l999/440 E., l999/2846 K.

  3. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 30/4/2015 T., 2015/3344 E., 2015/926 K.

  4. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 T., 2015/3 E., 2017/3 K.

  5. “…Kolluk tarafından, Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın CMK’nın 119/4. maddesi gereğince o yer ihtiyar heyetinden veya komşularından iki kişi bulundurulmaksızın konutlarında yapılan aramada suça konu bildirilerin ele geçtiğinin anlaşılması, sanıkların arama işlemi sonucu ele geçen bildirilerin kendilerine ait olmadığını savunmaları karşısında; aramanın anılan yasa hükmüne aykırı yapılmış olması nedeniyle hukuka uygun şekilde elde edilmeyen delillerin hükme esas alınması suretiyle CMK’nın 217/2. maddesine muhalefet edilerek mahkumiyet hükmü kurulması…” Yargıtay 16. Ceza Dairesi 29/4/2015 T., 2015/1540 E., 2015/1061 K.

  6. “…Sanığın yüklenen suçu işlediğine dair savunmasının aksine maddi delillerle desteklenmeyen ihbar tutanağı dışında cezalandırılmasına yeterli her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden beraati yerine yazılı gerekçe ile mahkumiyetine karar verilmesi…” Yargıtay 16. Ceza Dairesi 06/5/2015 T., 2015/2439 E., 2015/1138 K.

  7. “…Yargılandığı suçtan dolayı mahkemenin yargı çevresi dışındaki bir cezaevinde tutuklu olan sanık hakkında duruşmalarda bulunmaktan bağışık tutulması hususunda herhangi bir karar verilmediği gibi, kendini özgür ve  güvende hissetmediğini beyan eden sanığın, ısrarla mahkeme huzuruna çıkarak savunma yapmak istemesi ve sanık müdafiinin de bu yönde talepte bulunması karşısında,  adil yargılanma hakkı kapsamında sanığın duruşmada hazır bulundurulması sağlanarak savunmasının tespiti yerine, SEGBİS sistemi yoluyla savunmasının alınıp yargılamanın yapılması ve sanığın mahkumiyetine karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması, kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, sanığın kaçma şüphesi gösterir olgular bulunmaması, sağlık durumu ve tutuklulukta geçirdiği süre dikkate alındığında sanık AD’ın tahliyesine, başka suçtan tutuklu veya hükümlü değilse derhal salıverilmesi için Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına…” Yargıtay 16. Ceza Dairesi 07/5/2015 T., 2015/1064 E., 2015/1049 K.