AİHM’İN YASİN ÖZDEMİR/TÜRKİYE KARARINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME

12139

 

AİHM’İN YASİN ÖZDEMİR/TÜRKİYE KARARINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME

Giriş

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 7 Aralık 2021 tarihinde açıkladığı bir kararla Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini (AİHS) ihlal ettiğine karar vermiştir.[1]

İhlale konu olayın özeti şöyledir; Gülen Hareketine mensup kişilerin teşvik ve teşebbüsü ile açılan özel bir okulda görev yapan başvurucu (Yasin Özdemir) hakkında, facebook isimli sosyal medya platformunda Nisan 2015’te yaptığı paylaşım nedeniyle  Kasım 2016’da “suç ve suçluyu övme” suçundan 7 ay 15 gün hapis cezası verilmiştir.

1. Başvurucunun İfade Hürriyeti İhlal Edilmiştir

AİHM; başvurucunun Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamında ifade hürriyetinin  ihlal edildiğine karar vermiştir.

2. Kararın Güncel Yargılamalar Bakan Yönü

a. Kesinleşmiş Mahkeme Kararı Yoktur

AİHM özetle; başvuranın mahkûmiyetine esas teşkil eden TCK’nın 215/2. maddesinin yargı mercileri tarafından aşırı geniş biçimde yorumlandığını, başvuranın anılan sosyal medya paylaşımlarını yaptığı sırada TCK’nın ilgili maddesinin bu yorumunu öngörebilmesinin olanaklı olmadığını belirtmiştir. [2]  

AİHM, kararının bütününü şu temel üzerine inşa etmiştir: Başvuranın paylaşımlarının yapıldığı tarih Nisan 2015’tir. Bu tarih itibariyle Gülen Hareketi mensuplarından, terör örgütü yöneticiliği veya üyeliği suçundan mahkûm olan kimse yoktur. Dolayısıyla, bu tarihte ortada bir silahlı terör örgütü olmadığından, suçu veya bir suçluyu övme de söz konusu olamaz.[3]

AİHM’in, 2015 yılı itibariyle ortada hukuken ve fiilen bir örgütün bulunmadığına ilişkin tespit son derece önemlidir. Bu tespitin, mevcut başvuru bağlamında ifade hürriyetine ilişkin yönünün bulunması bir yana, kamuoyunda “FETÖ yargılamaları” olarak bilinen yargılamaların büyük bölümünü ilgilendirmesi ve onları doğrudan etkileyecek sonuçlar doğurması kaçınılmazdır. Şöyle ki;

15 Temmuz sonrası yüzbinlerce kişi hakkında başlatılan soruşturmalar ve akabinde yapılan yargılamaların neredeyse tamamına yakınında suçlanan kişilere atfedilen (özel bir okul/hastanede görev yapma, sendika/vakıf/dernek üyeliği, özel bir bankaya para yatırma, gazete aboneliği, mobil telefona mesajlaşma aplikasyonu yükleme veya dini sohbet ve toplantılara katılma gibi) eylemlerin tamamı 15 Temmuz 2016’dan öncesinde gerçekleştirilmiştir. Özdemir/Türkiye kararında olduğu gibi, yasal bir hakkın kullanımı niteliğindeki olan bu eylemlerin gerçekleştirildiği tarihlerde Gülen hareketinin silahlı bir örgütü olduğuna ilişkin verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadığı için kişilerin terör örgütü “yöneticiliği/üyeliği/yardım” suçundan cezalandırılmaları mümkün değildir.

AİHM’in, ortada hukuken bir terör örgütü olmaksızın, “suç ve suçluyu övme” gibi bir suçlamadan dahi mahkûmiyet hükmü kurulamayacağını kabul ettiği dikkate alındığında, başvurucu ile aynı zaman diliminde adli soruşturma ve kovuşturmalara tabi tutulan ve terör örgütüne yardım veya örgüt yöneticiliği/üyeliği suçlamalarından mahkûm edilen kişiler içinde aynı tespit ve değerlendirmede bulunması yüksek ihtimaldir. Diğer bir ifadeyle, ortada hukuken bir terör örgütü olmaksızın hiç kimse bu suçlardan mahkûm edilemez.

b. Şiddet Çağrısı İçermeyen Barışçıl Faaliyetler Cezalandırmaya Gerekçe Yapılamaz

AİHM; “başvurucunun, açıkça hükumet aleyhinde olan fakat kamusal meselelere barışçıl katılımdan ibaret olan ve hiçbir ayaklanma çağrısı içermeyen bahse konu paylaşımların, kamusal düzene yönelik olarak bir yıldan daha fazla bir süre sonra gerçekleşen darbe teşebbüsü gibi açık ve yakın bir tehdit oluşturacağını mantıken öngörmesi beklenemez” demiştir (P.41).

Bu paragrafta yer verilen gerekçeler aynen güncel yargılamalar için de geçerlidir. Zira bu yargılamaların hiç birinde; bankaya para yatırmanın ve diğer kriter kabul edilen hususların nasıl ve ne suretle örgütsel bir faaliyet kabul edildiği, bu faaliyetlerin hangisinin ne surette şiddet içerdiği, terörizmin finansmanı ve telkini olduğu ve daha önemlisi bu faaliyetlerin nasıl darbeye ve şiddete ilişkin olduğuna yer verilmeyip, varsayım ve ön yargılarla bu kriterlerden birinin varlığı halinde kişiler otomatik olarak örgüt üyesi kabul edilmektedir. Ancak, somut delilerle bir kişi ile örgüt arasındaki bağ ve örgütsel faaliyetler ortaya konulmadan o kişinin cezalandırılabilmesi mümkün değildir.

c. TCK’nın 215. Maddesi Geniş Yorumlanmıştır

AİHM’nin Özdemir/Türkiye kararının en can alıcı noktasının bu husus olduğu aşikardır. AİHM, başvuranın ulusal mahkemelerce mahkum edilmesinin Sözleşmenin 10’uncu maddesine aykırılığını tespit ederken, sadece TCK’nın 215. maddesinin (suçu ve suçluyu övme) yargı organlarınca aşırı geniş yorumlanmasına dayanmamış, aynı zamanda başvurucunun yaptığı paylaşım zamanında Gülen Hareketi hakkında hukuken verilmiş bir yargı kararının olmadığına da da özel vurgu yapmıştır.

Benzer vurguyu daha önce Selahattin Demirtaş kararında yaptığı gibi güncel yargılamalar kapsamında TCK’nın 314. maddesiyle ilgili de yapması ve bu maddenin de öngörülemez olduğuna karar vermesi beklenmektedir.[4]

d. AİHM, Milat Tarihlerini Çöpe Atmıştır

AİHM, Hükümet’in savunmalarında yer verdiği 17/25 Aralık soruşturmaları, siyasilerin söylemleri, MGK kararları ve MİT Tırları gibi argümanların “milat” olamayacağını ve bu konuda ancak kesinleşmiş mahkeme kararının dikkate alınabileceğini belirtmiş ve bir türlü hangisi olduğuna karar verilemeyen “milat” argümanını da çöpe atmıştır.

e. Anayasa Mahkemesinin Taraflı Karar Verdiği Bir Kez Daha Ortaya Çıkmıştır

Üzerinde durulması gereken bir diğer husus da, Anayasa Mahkemesinin Gülen Hareketi yargılamalarında ne derece taraflı ve baştan savma kararlar verdiğidir. Zira Anayasa Mahkemesi; örgüt üyeliğinden tutuklanmış, hakkında terör örgütü propagandasından dava açılmış ve yargılama sonucunda hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı klasik bir ifade özgürlüğü davasında, başvurucunun usulüne uygun yaptığı ifade özgürlüğü şikayetini perdelemiş ve iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirterek kabul edilmezlik kararı vermiştir. Diğer örneklerde de görüldüğü gibi, Anayasa Mahkemesinin güncel yargılamalarda ne derece taraflı davrandığı bir kez daha AİHM kararı ile ortaya çıkmıştır.

Sonuç

AİHM’in Yasin Özdemir kararındaki tespitlerinin benzer nitelikteki binlerce yargılama için yol gösterici olduğu açık ve nettir. AİHM bu kararı ile bir kez daha şunu söylemiştir; somut delilleriyle bir örgütle arasındaki bağ ispatlanmayan, cebir-şiddet içeren eylemi bulunmayan ya da darbe teşebbüsüyle ilişkilendirilmeden bir kişinin AİHS’te korunan yasal ve rutin faaliyetleri gerekçe gösterilerek tutuklanması ve cezalandırılması mümkün değildir. Cezalandırılabilmeleri için bu faaliyetlerin örgütsel olduğuyla ilgili verilmiş ve kesinleşmiş mahkeme kararı bulunmalıdır. Bir milat belirlenecekse bu tarih ancak 26/9/2017 olabilir. Ragıp Zarakolu, Selahattin Demirtaş ve Atilla Taş kararı birlikte değerlendirildiğinde AİHM; örgütsel faaliyetleri ortaya konulmadan yasal ve rutin faaliyetleri nedeniyle cezalandırılan kişilerle ilgili de ihlale karar verecektir.

 

DİPNOTLAR

[1]    Yasin Özdemir/Türkiye Kararı, B. No. 14606/18, 07/12/2021.

[2]    “AİHM, Ceza Kanunu’nun 215. maddesinin böylesine geniş yorumlanmasının, tartışma konusu olgular zamanında başvurucu bakımından öngörülemez olduğunu değerlendirmiştir.” (P.42)

[3]  “AİHM, ilgili olaylar zamanında, bazı idari kurumlar tarafından tehlikeli kabul edilse bile; Fetullah hareketi mensuplarına ilişkin terör örgütü yöneticiliğinden veya üyelikten kesinleşmiş hiçbir mahkumiyet hükmü bulunmadığının da altını çizmiştir. Aslında, hareketin bir eğitim ve dini bir cemaat mı olduğu ya da devlete sızmayı amaçlayan bir örgüt mü olduğu, mahkumiyete konu paylaşımların yapıldığı Aralık 2015 tarihi itibariyle yoğun bir kamusal tartışma konusuydu.” (P.40)

[4]   AİHM, S. Demirtaş kararında 314. maddeyle ilgili şu değerlendirmeye yer vermiştir; “Mahkeme, başvuranın Ceza Kanunu’nun 314. maddesi uyarınca tutukluluğunu haklı kılacak eylem yelpazesinin o kadar geniş olduğu sonucuna varmıştır ki, bu hükmün içeriği, yerel mahkemeler tarafından yorumlanması ile birleştiğinde, ulusal makamların keyfi müdahalesine karşı yeterli koruma sağlamamıştır. Bu sebeple, terörizmle ilgili suçların, mevcut davada yorumlandığı ve uygulandığı gibi, “öngörülebilir” olmadığı tespit edilmiştir.” (P.337)