DEVA PARTİSİNCE HAZIRLANAN “KHK MAĞDURİYETLERİ EYLEM PLANI”NA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME

952

DEVA PARTİSİNCE HAZIRLANAN “KHK MAĞDURİYETLERİ EYLEM PLANI”NA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME

 

DEVA Partisinin hazırladığı ve kamuoyu ile paylaştığı “KHK Mağduriyetleri Eylem Planı”, alanında ilk olması ve korku ikliminin hakim olduğu bir ortamda açıklanması nedeniyle desteği ve takdiri hak etmektedir. Ancak, Plana katkı sunması adına bünyesinde barındırdığı çelişki ve eksikleri belirtmekte de fayda vardır. Şöyle ki;

Hatalarla Dolu Yargıtay Karına Atıfla Bir Grubun Silahlı Örgüt Kabulü Yanlıştır

Plan; “15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ tarafından gerçekleştirilen darbe teşebbüsü” cümlesiyle başlamaktadır. Bu ifade, baştan darbe teşebbüsünün Gülen Hareketi tarafından yapıldığı ön kabulüne dayandığı gibi bu Hareket, Plan’nın bir çok yerinde silahlı örgüt, o olmadı terör örgütü olarak kabul edilmiştir. Aslında bu kabul ile başlayan çalışmanın hukuki olarak sıkıntılı olduğu açıktır. Zira çalışmada sürekli yer verilen bu ifadelerin kaynağı, Yargıtay’ın Gülen Hareketini silahlı örgüt kabul ettiği ilk kararıdır. Eylem Planın referans kaynağı bu hukuksuz karar olunca, çalışmanın da “bataklığı kurutmak yerine sivrisineklerle uğraşmaktan” öteye geçemeyeceği şeklinde yorumlanması kaçınılmaz olacaktır.

Planda, silahlı örgüt kabulüyle ilgili hukuka aykırılıklara hiç değinilmeyip; “darbe teşebbüsünün arkasında Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olarak isimlendirilen yapının olduğu, kamu makamları ve yargı organları tarafından olgusal temelleriyle birlikte açığa çıkarılmıştır” denilmiştir. Örgüt üyeliği yargılamalarıyla ilgili olarak ise bu suçun unsurlarının güncel yargılamalarda oluşmadığı belirtilmiştir. Oysa ki, silahlı örgüt kabulünü yapanlar ile yasal ve anayasal hakların kullanılmasını örgütsel faaliyet kabul edenler aynı kişi ve mercileridir. Yani Planla ilgili en önemli eksiklik, ceza yargılamalarıyla ilgili asıl sorun olan “örgüt kabulündeki” hukuka aykırılıkların görülememesidir. Zira “bataklık” olarak tabir edebileceğimiz “silahlı örgüt  kabulü”, 15 Temmuz sonrası başlayan hukuksuz sürecin devamından başka bir anlam ifade etmeyecektir. DEVA Partisi yetkilileri üç binden fazla dosyayı incelediklerini, ancak terör eylem faaliyeti görmediklerini belirtmişlerdir. O zaman sormak gerekmez mi, ne 15 Temmuz öncesi, ne de sonrası mensuplarında örgütsel bir faaliyete rastlanmayan bir yapı nasıl silahlı terör örgütü olabilir?

Kısaca, örgüt üyeliğinin maddi ve manevi unsurunun yargılamalarda oluşmadığını ve ilgililerin beraat etmesi gerektiğini söyleyip, silahlı örgüt kabulüyle ilgili ilk karardaki hukuka aykırılıkların görmezden gelinmesi Eylem Planının beklentileri karşılamadığı ilk husustur.

Bylock’un Delil Olarak Kabulü Mümkün Değildir

Beklentilerin karşılanamadığı bir diğer husus, Bylock ile ilgili kullanılan ifadelerdir. Zira elde ediliş yöntemi bir çok yönden hukuka aykırı olan ve bu nedenle de yargılamalarda kullanılması mümkün olmayan Bylock’un sanki hukuka uygun delilmiş gibi kabulü ve yazışma içeriklerine bakılması gerektiğine ilişkin vurgunun hukuken izahı yoktur.

Sn. Yeneroğlu tarafından hazırlanan ve kamuoyu ile paylaşılan “Hukuksuzluğun Sıradanlaşması: Silahlı Terör Örgütü Üyeliği Yargılamaları”[1] isimli çalışmada, Bylock’un elde ediliş yöntemiyle ilgili hukuka aykırılıklara da yer verilmesine rağmen, Eylem Planında bu hususa hiç değinilmemesi ve içerikte suç unsuru varsa hukuka aykırı da elde edilse Bylock nedeniyle kişilerin cezalandırılabileceği anlamına gelecek ifadelere yer verilmesi önemli bir eksikliktir.

Silahlı örgüt kabulü ve Bylock konusunda dile getirilen hususlar, ceza soruşturmalarıyla ilgili Eylem Planının beklentileri tam olarak karşılayamadığı hususlardır. Zira mevcut durum itibariyle rejimin yargısı bu iki husus üzerinden insanların hayatlarını karartmaktadır.

Referans Alınması Gereken AYM ve Yargıtay Değil, AİHM Kararlarıdır

TCK’nın 314. maddesi ve terör tanımıyla ilgili AİHM içtihatlarına göre düzenlemeler yapılacağına yer verilmemesi bir diğer eksikliktir. AİHM’in Selahattin Demirtaş kararında da belirttiği üzere, 314. maddenin kapsamı o kadar geniş ve öngörülmezdir ki, bu maddeye göre ülkede örgüt üyesi olarak yargılanamayacak kimse yoktur. İşte tam da bu nedenle, rejim yargısı her türlü yasal eylemi bile cezalandırma konusu yapabilmektedir.

Eylem Planında beklenen, örgüt kabulüne ilişkin Yargıtay’ın ya da Anayasa Mahkemesinin hukuka aykırı kararları yerine terör ve örgüt üyeliğine ilişkin hususların belirsizliğine vurgu ve AİHM kararlarına atıf yapılmasıdır.

Yeniden Yargılamalar Nasıl Yapılacağı Belli Değildir

Eylem Planıyla ilgili net olmayan bir diğer husus, yeniden yargılanma meselesidir. Planda belirtildiği üzere, hakkında ceza soruşturması ya da kovuşturması bulunan kişilerin tamamı neredeyse yasal ve rutin faaliyetleri nedeniyle bu muameleye maruz kalmıştır. Bu bilinen gerçek karşısında, acaba yeniden yargılamayı gerektirecek hususlar nelerdir? Bu yargılamaları kim yapacaktır? Silahlı örgüt ve Bylock’la ilgili kabulün bu şekilde yapıldığı ve daha önce aynı cezalar veren kişilerce gerçekleştirilmesi muhtemel yargılamalardan adil bir sonuç beklenebilir mi? Verilen kararların hukuka aykırı olduğu kabul edilirken, bu kararlarla insanların hayatlarını karartan yargıç ve savıcılarla ilgili nasıl bir tasarruf da bulunulacaktır? Bu soruların cevapları maalesef Plan’da bulunmamaktadır.

KHK’lar İlgili Hususlar, Ceza Yargılamalarındaki Eksiklikler Giderilirse Anlamlı Olacaktır

Eylem Planın KHK’larla ilgili kısımları olumlu ve makul olmakla birlikte; bu değerlendirmelerin anlam kazanabilmesi ceza yargılamalarına ilişkin yukarıda bahsettiğimiz hususların çözüme kavuşturulmasına bağlıdır. Zira mesleğe iade edilecek KHK’lıların büyük kısmı yasal faaliyetleri nedeniyle cezalandırılmışlardır ve mevcut durum itibariyle görevlerine iade edilseler bile haklarında kesinleşen mahkumiyet kararları nedeniyle görevlerine dönemeyeceklerdir. Bu nedenle, öncelikle çözülmesi gereken sorun ceza soruşturma ve kovuşturmalarıdır.

Aynı şekilde, Sn. Babacan’nın KHK’ların “boş kağıda” imza usulüyle çıkarıldığını ve  hukuksuz olduğunu söyledikten sonra, Eylem Planında; “kamu düzeni ve milli güvenliğe ilişkin doğrudan görev ifa eden kurumlar bünyesinde görev yapmış kişilerin, mükteseplerine uygun kadro ve dereceleri ile mali özlük haklarını korumak şartıyla ilgili idarenin uygun göreceği bir göreve başlamasını sağlayacağız” demesi de izaha muhtaç bir husustur. KHK’lar hukuksuz kabul edildikten sonra, acaba hangi kritere göre bu kişiler “ilgili idarenin” uygun göreceği başka bir göreve atanacaklardır? Bu uygulama “kurum kanaati” garabetine benzemeyecek midir? Bu uygulamayla, örneğin bir hakimi nüfus müdürlüğünde özlük hakkıyla memur olarak başlatmak bu kişinin mağduriyetini giderecek midir? Çalışmada; “Kamu görevine iade edilen kişilerin isimlerinin yer aldığı OHAL KHK listeleri veya başka listeleri Resmî Gazete’den, haklarındaki kayıtları ise bütün kurum ve kuruluşların kayıtlarından sileceğiz” dedikten sonra, yukarıdaki ifadelere yer verilmesi, “isminizi görünür yerlerden sildik ama kaydınızı tutmaya devam ediyoruz” şeklinde yorumlanmaya müsaittir ve KHK’ların ve dolayısıyla damgalanmanın değişik bir versiyonu olarak algılanacaktır.

Eylem Planı bu haliyle; ortada silahlı bir örgüt ve bu örgütün üyeleri vardır, ancak örgüt üyeleriyle ilgili suçun manevi unsuru oluşmadığından cezalandırılmamaları gerekir şeklinde yorumlanabilecektir. Eylem Planından beklenen; KHK’lar konusunda gösterilen cesaret ve hukuk vurgusunun, ceza yargılamaları için de gösterilmesidir. Bizler biliyoruz ki, bu hukuksuz dönem bitince herkes hürriyetine ve haklarına kavuşacaktır. Plan’da asıl merak edilen, bu hukuksuzluğun “sonucu” değil “süreci” ile ilgili hususlardır. Zira sonucun nasıl olacağı bellidir. Ancak bu hususla ilgili net bir yol haritası ortaya konulamamış ve pek çok husus muallakta kalmıştır. Fakat ilerleyen süreçte yeni eylem planlarıyla bu eksikliğin giderilmesi ve Plan’ın revize edilmesi mümkündür.

Sonuç

Tüm bu eksikliklerine rağmen, duyurulan Plan desteklenmelidir. Bu hamle başlangıç itibariyle olumludur ve Türkiye’deki atmosfer ve korku iklimi düşünüldüğünde ne kadar önemli olduğu açıktır. Bununla birlikte, Planın eksik taraflarının olduğu ve tekrar gözden geçirilmesi gerektiği de bir gerçektir. Bu yazı da, Plana sunulan yapıcı ve olumlu bir katkı olarak değerlendirilmelidir.

 

Dipnot:

[1] https://www.mustafayeneroglu.com/wp-content/uploads/2021/10/21109.Teror-Orgutu-Uyeligi-Raporu.pdf, s.66 vd.